Mustang'in Rüzgarı

13 Mart 2015 Cuma

Yeni kararlar

       Bu arada kendimle ilgili yeni kararlar aldım ve uygulamaya koydum hayatımdan şekeri tamamen çıkardım rafine şeker hiç yemiyorum ...Zaten çay kahve şekersiz içiyordum çikolata pasta tatlı gayet tatlı yiyordum ...Şimdi hiç birini yemiyorum sadece meyvelerin şekerlerini alıyorum böylece meyvede yemiş oluyorum 

     BU GÜN ŞEKERSİ 5. GÜNÜM 

 bakalım kaç gün devam edeceğim şimdiye kadar hiç aramadım ...Her hangi bir alışkanlığa 21 gün ara verildiğinde o tadı unutuyorsunuz diye okumuştum bakalım ne olacak ...Dün kek yaptım bir kıymık bile ağzıma almadım...günde bir anamur muzu ve ankara armutu yiyorum  dünde tarçınlı yoğurt yedim şimdilik iyiyim ...
Gönderen Serpil zaman: 02:26 Hiç yorum yok:

YENİDEN ÇALIŞMAYA BAŞLADIM

Her şeyin tekdüzeleşmeye başladığı anlar vardır hayatımızda  ...Yine benim yayımı gerip okumu atma zamanım gelmişti ...Tam da böyle bir zamanda çıktı yeni danışanım karşıma kendisi epilepsi hastası bayağı bir sorunları var ...Kendisini bir yıldır tanıyorum ve yavaş yavaş EFT yapmaya hazırlıyordum ...Ben ne dersem büyük bir teslimiyetle kabul edip yapıyordu...Bana güveniyor,kendine bile güvenmeyen bir insan ...

Biz tanıştığımızdan beri onu hazırlıyorum fark ettirmeden ...İlk önce nefes almanın öneminden başladık ...Her sabah üç derin diyafram nefesi yani bebekler gibi nefes almasını öğütledim camı açıp karşısında nefes almaya başladı...

Sonra hayatından olumsuz kelimeleri çıkarmaya  başladık şu şöyle oldu inan ki diye söylediğinde sana inanıyorum sende kendine inanmalısın dedim ve her seferinde sana inanıyorum dedim ve o da bu söylemden vazgeçmeye başladı ...

Sonra kızgınlıklarını kırgınlıklarını yazmaya başladık  kendi  kendine yazıyor okuyor aradan bir hafta geçtikten sonra tekrar okuyor  aynı duygular içindeyse  bir hafta sonra tekrar okuyor duygularında değişim varsa kağıdı küçük parçalara bölüp yakıyorsunuz bu yaptı ...

 Bu çarşamba ilk eft dersimize karar verdik...İlk dersimizde tamamlama cümlesini söylerken'' kendimi tamamen ve derinden kabule diyor onaylıyor ve seviyorum''...Bu cümlede bu kadar zorlanan biriyle ilk karşılaşmam oldu ...Kendini kabul etmekte ve onaylamakta çok zorlanıyor ama sevmekte bir problem yoktu kendini sevmesi bir çok şeyi daha kolay atlatmasına neden olmuştu On tur EFT yaptık ve son turlarda bu duygudan özgürleşmeyi seçtik ...

Bir türlü kendini kabul etmesini sağlayamadık ...Hala kabul etmekte zorlanıyordu...Aile ilişkilerini konuşmaya başladık...3 kız 3 erkek kardeşler sondan 2. çocuk kendinden önceki abilerin ani hastalanmaları var anne baba akraba evliği yapmış baba aşırı despot yani ali kıran baş kesen cinsinden  ve birden kendi cümleleriyle ağzından babam bana çok beddua etti deyi verdi nasıl beddualar dediğimde olmaz olasıca gibi mesela aile bir arada otururken odaya girdiğinde sen niye  geldin kendi odana git denmesi gibi ailesi ve özelikle babasının dışlaması...

Ben bizim toplumumuz da erkeklerin daha el üstünde tutulduğundan sordum baban diğer kızlarına karşı nasıl diye o ablalara  karşı son derece iyi olduğunu öğrendim ...Sadece buna karşı sert ...Bu olay babasının onu onaylayıp kabul edememesi onun da kendini kabul edememesine neden oluyor...Baya yorucu geçti ikimizde yorulduk ...Bir daha ki çarşamba buluşmak üzere ayrıldık ...

Bana kendimin neler yapacağını gösterme şansını verdiği için danışanıma sonsuz teşekkürler...
Gönderen Serpil zaman: 02:14 Hiç yorum yok:

BİR EMPAT'IN 30 HASLETİ

Dreams of warrior days - EphemeralGaze

  1. Biliş: Empatlar bir şeyi söylenmeden öylece bilirler. Bu biliş, birçoklarının sezgi veya iç ses olarak tarif etmesine rağmen bundan öte bir şeydir. Empatın bu armağanının güçlü olması, onun yeteneğine ne kadar uyumlandığıyla bağlantılıdır.
  2. Herkese açık alanlarda bulunmak bunaltıcı gelebilir: Alışveriş merkezleri, süpermarketler, stadyumlar, yani bir sürü insanın olduğu yerler Empatı çalkantılı bir şekilde başkalarından gelen sıkıntılı hislerle doldurabilir.
  3. Başkalarının duygularını hissetmek ve onları kendine almak: Bu Empatlar için en okkalı durumlardan biridir. Bazıları, yakınlardaki insanların duygularını hisseder ve bazıları da çok çok uzaklardaki insanları hisseder, ya da ikisi birden olabilir. Empatlığında ustalaşmışsa birisi, insanların onun hakkında kötü bir düşünceye sahip olduğunu çok uzak mesafelerden bile hissedebilir.
  4. Şiddet, zalimlik veya trajedi içeren şeyleri izlemek dayanılmazdır:Empat ne kadar uyumlanmışsa (Empatlığında ne kadar ilerlemişse) bu durum daha da şiddetlenir. Bu yüzden çoğu Empat eninde sonunda televizyon izlemeyi ve gazete okumayı bırakmak durumunda kalır.
  5. Birisi dürüst olmadığı zaman bilmek: Bir arkadaş veya sevdiği bir insan yalan söylediği zaman bilme durumudur (ki birçok Empat sevdiklerinin ona yalan söylediğini bilmek acı verici olduğu için buna odaklanmamaya çalışır.) Ya da birisi bir şey dedediğinde, öbür şeyi hissediyor/düşünüyorsa, bilme durumu.
  6. Başkasının fiziksel semptomlarını almak: Bir Empat neredeyse daima başka birinin belirtilerini kendinde ortaya çıkarır (üşütme, göz enfeksiyonu, vücuttaki ağrı ve acılar). Özellikle de çok yakın olduğu kişilerle olur ve bir nevi duygudaşlıktır.
  7. Sindirim bozuklukları ve bel problemleri: Güneş sinirağı çakrası karındadır ve duyguların tahtı olarak da bilinir. Burası, Empatların başkalarından gelen duyguları hissettiği bölgedir ve bu nedenle bu bölge zayıf düşebilir, sonunda da mide ülserinden İBS’ye kadar varan sonuçlarla karşılaşabilir. Bel sorunları ise, başka sebeplerden ziyade topraklanmama yüzünden gelişebilir ve Empat olduğundan bihaber olanların çoğu zaten çoğunlukla topraklanmaz.
  8. Daima mazlumu gözetmek: Acı çeken, duygusal yara almış veya korkutulmuş olan insanlar bir Empat’ın dikkatini ve şefkatini daima çeker.
  9. İnsanlar hep ona içini döker, hiç tanımadığı insanlar bile: Bir Empat, insanların sorunlarına, problemlerine çöplük olabilir, ki dikkatli olmazsa hepsi onun üzerinde kalabilir/o sorunlar kendininmiş gibi olur.
  10. Kronik yorgunluk: Empatların enerjileri çoğunlukla sömürülür. Bu enerji vampirleri tarafından da, başkalarının üzerine fazla düşmekle de olabilir. Böylesi bir durumda, uyku bile fayda etmez. Çoğuna Myalgic Encephalopathytanısı konulur.
  11. Bağımlı kişilik: Alkol, uyuşturucu, seks gibi Empat’ın bulaşmadığı çok az şey vardır. Bunun sebebi dışardan gelen duyguları kapatmaya çalışmalarıdır (Ki bunu bilinçli olarak farketmezler). Kendini korumanın başka bir şeklidir ve bu bir kişi veya şeye karşı olabilir.
  12. Şifacılığa, holistik terapilere ve metafizik olan her bir şeye çekim duyarlar: Çoğu Empat başkalarını iyileştirmeyi sevse de, kendilerini eğittikten, uzmanlaştıktan sonra şifacılığa (bu konuda doğuştan bir yetenekleri olmasına rağmen) sırtlarını da dönebilirler. Çünkü şifa verdikleri kişilerden çok fazla üzerlerine yük alırlar. Bu özellikle Empat olduklarının farkında değillerse geçerlidir. Doğaüstü güçlerin herhangi biri Empatlara çekici gelebilir ve kolay kolay şaşırmaz veya şok olmazlar. Hatta birçoklarının akla hayale sığmaz olarak varsaydığı keşiflerde bile. Örneğin, başkaları Dünya’nın düz olduğuna inanmışken, Empatlar yuvarlak olduğunu bilmektedir.
  13. Yaratıcı: Şarkı söylemek olsun, dans etmek olsun, rol yapmak olsun, yazmak ve çizmek olsun, bir Empat oldukça güçlü bir yaratıcılık damarına, geniş bir hayal gücüne sahiptir.
  14. Doğayı ve hayvanlara aşık: Doğanın içinde olmak Empatlar için bir gerekliliktir ve evcil hayvanlar yaşamlarında olmazsa olmazdır.
  15. Yalnızlık ihtiyacı: Bir Empatın eğer kendiyle başbaşa kaldığı bir zamanı olmazsa kafayı yemesi işten değildir. Bu özellikle çocukluklarında bariz olarak gözlemlenir.
  16. Teşvik edilmezse kolayca sıkılır ve/veya dikkati dağılır: İş, okul ve ev hayatının Empatlar için ilgi çekici tutulması gerekir, yoksa oldukları yerden koparlar, hayallere dalarlar ve/veya bir şeyler karalamaya başlarlar.
  17. Keyif almadıkları bir şeyi yapmak onlar için imkansızdır: Denildiği gibi. Bu şekilde sahte bir hayat sürdüklerini hissederler. Bir Empatı hoşlanmadığı bir şeyi suçluluk duygusu aşılayarak veya başıboş olarak etiketleyerek yaptırmaya zorlamak onu sadece mutsuz eder.
  18. Hakikat için müdadele eder: Bu özellikle bir Empat yeteneklerini ve doğuştan hakkı olan şeyi keşfettiği zaman daha yaygınlık gösterir. Yalan/uydurma olan herhangi bir şey fazlasıyla rahatsız hissettirir.
  19. Daima cevapların ve bilginin arayışındadır: Cevapsız sorular bir Empat için moral bozucu olabilir ve bir açıklama bulmak için yanıp tutuşurlar.
  20. Maceradan, özgür olmaktan ve seyahatten hoşlanır: Empatlar özgür ruhlardır.
  21. Kargaşadan tiksinir: Bu Empat’ın ağırlık hissetmesine ve enerji akışının bloke olmasına yol açar.
  22. Hayal kurmayı çok sever: Bir Empat bir boşluğa saatlerce bakıp, kendi dünyasında keyif ve mutluluk dolu zamanlar geçirebilir.
  23. Rutin işleri, kuralları veya kontrolü hapis gibi görür: Özgürlüklerini kısıtlayan herhangi bir şey Empatı güçten düşürür, hatta zehirler.
  24. Çok yemeseler de kilo almaya yatkındırlar: Fazla kilo, dışarıdan gelen negatif enerjilere karşı korunmanın bir başka şeklidir.
  25. Çok iyi dinleyici: Bir Empat, çok güvendiği biri olmadığı müddetçe kendileri hakkında pek konuşmazlar. Başkaları hakkında şeyler öğrenmeyi ve bilmeyi severler ve gerçekten umursarlar.
  26. Narsisizme tahammülü yoktur: Ne kadar kibar ve hoşgörülü olsa da, Empatlar egoist (kendini önemseyip başkalarının duygularını veya bakış açılarını önemsemeyen) insanların etrafında olmaktan hoşlanmazlar.
  27. Haftanın günlerini hissetme yeteneği: Bir Empat “Cumanın Hissi”ni çalışıyor veya çalışmıyor olsunlar alırlar. Genel (kolektif) nasıl hissediyorsa onlar da bu hissi kaparlar. Birkaç gün öncesinden, bankalar gibi yerlerin tatile gireceği zamanları hissedebilirler, onlar için dünya sanki gülümsüyor gibi gelir, sakin ve rahatlamış hissettirir. Pazar akşamları, Pazartesiler ve Salılar, çalışma günleri olduğu için oldukça ağır bir his verir.
  28. Antikaları, yaş almış şeyleri veya ikinci el eşyaları almamayı tercih eder: Önceden kullanılmış herhangi bir şey, önceki sahibinin enerjisini taşır. Bir Empat, içinde artık enerji olmayan sıfır bir araba ve hatta ev almayı (finansal durumları müsaitse) büyük olasılıkla tercih edebilir.
  29. Yemeğin enerjisini sezmek: Birçok Empat tadını sevse bile et yemekten hoşlanmaz çünkü hayvanın titreşimlerini (özellikle hayvan acı çekmişse) hisseder.
  30. Huysuz, çekingen, soğuk, kopuk biri gibi görünebilir: Bir Empatın nasıl hissettiği, Dünya’ya gösterdikleri yüzle bağlantılıdır. Çalkantılı bir ruh haline yatkın olabilirler ve eğer üzerlerinde çok fazla negatif enerji varsa bu onları asosyal hatta sefil bir duruma sürükler. Bir Empat mutsuz olduklarında mutlu gibi davranmaktan nefret ederler ve bu sadece onların durumunu kötüleştirir (hizmet sektöründe çalışınca, güler yüzlü olmak özellikle çok zorludur) ve bir nevi kaçacak bir delik aramalarına yol açar.
Eğer bu listede en az 10 tanesine evet diyebiliyorsan (özellikle 1 ile 10 arası), Empat olman oldukça muhtemel.
Empatlar ne kadar aynı hasletlere sahip olsalar da, onlar hala birer bireydir. Bazı hasletlerimiz daha ağır basabilir veya bazıları bloke olmuş olabilir ve bazı hastaletler yaşam şartları değiştikçe gel git halinde olabilir. Ancak, kişi bir kez kendisinin doğuştan gelen bu yeteneğinin, Empat olduğunun farkında vardığında, o zaman semptomları hafifletmek ve hatta hayattaki gerçek yolumuzu bulmak için çareler bulabiliriz.
Yazar: Christel Broederlow Çevirmen: Serkan Sai Önder
Kaynak: themindunleashed.org
 
Telif Hakkı © 2014 Empat Hayat. Tüm Hakları Saklıdır. Bu materyalin tümü olmak şartıyla, değiştirilmeden, bedava olarak, telif hakkı uyarısı ve internet bağlantısı (https://empathayat.wordpress.com) ile beraber kopyalanmasına ve dağıtılmasına izin verilmiştir.
About these ads
Bu gün facede rastladım ve paylaşmak istedim...
Gönderen Serpil zaman: 01:26 Hiç yorum yok:

6 Şubat 2015 Cuma

Yeni Kararlar Almalıyım

Geçen gün  kapı olan bir resim gördüm ve bir anda yine bir kırk kapılı odanın başında gibi hissettim ...açılacak yeni bir kapım yok ancak arada kalmışım gibiyim...

Bazen yolun sonuna gelirim, hayat tek düzeleşir her şey duraganlaşır görünmez bağlarla bağlıymışım gibi işte o zamanlarda çıkar karşıma yeni bir kapı .
 Ne çok uğraştım kendimle didikledim, hırpaladım ve kendimi ters düz ettim ve yoruldum, dinlendim kendimi bir çok şeyden soyutladım böylece asıl ben ve fikirlerim ortaya çıktı hala bırakamadıklarım var ancak bu ben bir çok şeyin farkında ...

Dün facede bir yazı gördüm çok doğru 'çekim yasası kuralı şudur :Ne istiyorsan onu çekemezsin ,ne isen onu çekersin ...
ben ne çok şeyden yakınıp duruyordum bana şunu yaptılar bana bunu yaptılar diye hepsine ben izin veriyordum sonra da  ağır geliyordu şimdi yapabilirim ,yapamam diye açıkça bildiriyorum hatta bazen benden önce insanlar aman şimdi kabul etmez bile diyorlar ...Hala bazı çıkıntılar olsa bile tavrım net olduğu için artık fazla etkileri olmuyor...

Hayatıma sıkılana kadar ara verdim alış veriş yaptım ,kitap okudum dizi izledim kore ve yabancı dizi yeni dostlarım oldu onlarla eğlenceli vakitler geçirdim mesela yılbaşımız çok eğlenceli geçti..Kendimi dinlemeyi bıraktım şimdi kafamın içi boş bir plak gibi yeniden yazmalı ve yeni çalışmalar yapmalıyım ...Geçen gün Alev hanım SPİRİTÜEL YASALAR diye bir yazı paylaşmış okudukça yeni kapım olduğunu anladım ve kolları sıvayıp çalışmaya başlamalıyım...
Gönderen Serpil zaman: 22:40 Hiç yorum yok:

27 Ekim 2014 Pazartesi

DOKUN, KUCAKLAŞ, İYİLEŞ

27 Ekim 2014, 23:48
‘‘Her insanın;
Varlığını idame ettirmesi için günde dört kucaklaşmaya ihtiyacı var.
Duygusal sağlığını koruması için sekiz kucaklaşmaya ihtiyacı var.
Gelişmesi için on iki kucaklaşmaya ihtiyacı var.’’
Düştüğünde acıyan yeri şefkatle tutulan bir çocuk , aşk’la tutulan sıcacık bir el, sevgiyle  sıvazlanan bir omuz, yürekten gelen kocaman bir sarılma bizi iyileştiriyor. Kendimize olan öz güvenimiz artıyor, acı ve ağrılarımız azalıyor, kin öfke nefret duyguları yerini sevgiye bırakıyor, akılın yanı sıra yürek algılaması artıyor ve her şey çok daha güzel, çok daha yaşanası oluyor.
 (Melda Tunçel)
Beş duyudan biri olan dokunmak, deri  üzerine yapılan temasta değme, vurma, bastırma, sıkma, çekme gibi etkilerin sıcak- soğuk, zevk ve acı gibi hislerle genel tanımı.  Ancak bu çeşitlilik içeren tanım genel bir dokunmada bütünleştiğinde canlı bedeninden yansıyarak,  ruh ve zihine gönderdiği titreşimlerle çok başka bir boyuta taşınıyor.
Bireysel Gelişimi 1989 yılında ilk kez Türkiye ile tanıştıran; Zihin Bilimi, Hipnoterapi, Reiki, Rebirthing, NLP ve kinesiyoloji Uzmanı  ve  Yaşam Koçu Nil Gün ile sizler için hayatın içinde önemli bir yeri olan ‘Dokunma ve devamı olan Sarılma’ yı konuştuk . En çok bilinen kitabı Çekim Yasası’nın yanı sıra 70 i aşkın kitabı ve yüzlerce CD si ile aydınlanma yolunda öncü olan Nil Gün, aynı zamanda şimdilerde çok sık kullanılan ve bilinçli olma halini ifade eden ‘Farkındalık’ kelimesini de  Türkçe diline tanımlayan ve katan kişi.
Nil Gün, kendi ile birlikte tüm insan alemini tanımlayarak isim verdiği eğitim merkezi ‘Kuraldışı’ nda yurt içi ve yurt dışı eğitim ve gelişim programlarına devam ederken, pek çok yayınevi, gazete ,radyo, televizyon kurumuna da danışmanlık yapıyor. O’na göre her şey dokunmanın ve hatta devamı olan sarılmanın muhteşemliğinde başlıyor.  İnternet sözlükleri ve medya onun için ‘Güler yüzlü sarılan kadın’ ifadesini kullanırken, Türk insanı aslında bildiği ama onunla yeniden hatırlamaya başladığı dokunmanın keyfine varıyor.
‘‘Kucaklaşma bedavadır. Belki de bedava olduğu için değeri pek bilinmez. Ama fizyolojik ve psikolojik yararlarına paha biçilmez.  Eğer çok pahalı olsaydı, değeri bilinecek, büyük olasılıkla insanlar daha çok kucaklaşma satın alabilmek için daha çok kazanmak isteyeceklerdi.’’ diye söze başlayan Nil Gün’den dokunmanın ve sarılmanın simyası hakkında bakın neler öğrendik ….

Dokunmanın insan bedenindeki ve zihnindeki etkisi nedir ?
NG: Hayatın olmazsa olmaz temel ihtiyaçları: Hava, su, gıda, barınak, giysi ve sarılmaktır. Bunlardan biri bile olmazsa yaşayamayız ya da yaşadığımız hayata hayat denmez.
Her birimizin duygusal boyutta şefkate ihtiyacı olduğu gibi fiziksel boyutta da şefkate ihtiyacı var. Fiziksel şefkatin adı: sarılma. Sessiz, içten bir sarılma, binlerce kelimeden daha iyi gelir yalnız yüreğe de dolu yüreğe de.
İçten, şefkatli, sıcacık bir sarılmanın rahatlatıcı etkisini bilmeyen var mıdır? Kucaklaşma sevginin sıcacık ve dostça gösterilmesidir. Sarılmak insanı rahatlatır. Acılarımızı ve sevinçlerimizi kucaklaşarak, sarılarak paylaşmıyor muyuz? Sarıldığımızda acılarımız azalıyor, sevinçlerimiz çoğalıyor.
Hayvanlar birbirlerine sarılıyor. Bebeklerle hayvanlar birbirine sarılıyor. Bunu birçok fotoğrafta ve belgeselde görmüşsünüzdür. Çünkü sarılma, fiziksel yakınlaşma temel bir ihtiyaç.
Bu ihtiyacı karşılamak için ne kadar kucaklaşmamız gerekiyor?
NG : Gerek Amerika’da gerek Türkiye’de verdiğimiz eğitimlerde otuz küsur yıldır katılımcılara kucaklaşmanın önemini anlatırız, kucaklaşma stillerini uygulamalı olarak gösteririz.
Aile terapisti Virginia Satir’in teorileri doğrultusunda yapılan birçok bilimsel araştırmanın sonucu şunu gösteriyor:
Her insanın;
Varlığını idame ettirmesi için günde dört kucaklaşmaya ihtiyacı var.
Duygusal sağlığını koruması için sekiz kucaklaşmaya ihtiyacı var.
Gelişmesi için on iki kucaklaşmaya ihtiyacı var
Eğitimlerde genellikle ilk soru, “Aynı kişiye on iki kez sarılsam olmaz mı?” oluyor. Benim de cevabım, “Olur tabii. Aranızdaki ilişki harika olur.  Ama niye gün boyunca sarılabileceğin on iki kişi yok? Bunu hiç düşündün mü? Gün boyunca birlikte olduğun kişi sadece bir kişi mi?”
Kucaklaşma hayatı daha da yaşanası bir hale getirir. Kucaklaşmada doğal bir paylaşım vardır.
Bebekler kucak ve sarılma olmazsa gelişemezler. Hatta sıfır kucak ve dokunulma olan bebekler ölür.
Kucaklaşma bir bumerangdır. Aynı anda size döner.
Kucaklaşma sevgiyi dile getirmenin sözlerden daha etkili yoludur.
Kucaklaşma enerji transferidir. İki tarafın da enerjisi artar.
Dokunma ve sarılma arasındaki dengeyi nasıl sağlayalım ?
NG : Ünlü antropolog Desmond Morris, “Sevmek dokunmaktır” der. Dokunmak da sevmektir. Gerçekten de sevdiğimiz şeylere dokunmak isteriz. Insanlar sevdikleri bir kumaşa bile dokunmaktan haz alır. Örneğin, yumuşacık bir saten ya da ipek kumaşa dokunmak çoğu insana haz verir. Çocuklar peluş hayvanlarına sarılarak uyumaktan hoşlanır. İki insanın aynı anda birbirini sevgiyle dokunarak kavramasına kucaklaşma diyoruz.  Kucaklaşma yüreklerin dostlukla, sevgiyle el sıkışmasıdır. Sadece burada elleri değil kolları kullanıyoruz.
Dokunulmanın çocuk gelişimine etkileri nelerdir?
NG: Yüzlerce araştırma, dokunulmanın sadece gelişim için değil, yaşamak için önemli olduğunu gösteriyor. Laboratuvar çalışmalarında düzenli olarak okşanan hayvanların beyinlerinin daha büyük, kemik ve kaslarının daha sağlam, bağışıklık sistemlerinin daha güçlü olduğu görülüyor. Yetişkin olduklarında da dokunulmayan yavrulara göre çok daha sağlıklı kaldıkları ve daha az hastalandıkları gözleniyor. Eh, aynı sonuçlar insan yavruları için de geçerli.
Dokunulan çocuk dokunmayı ve sarılmayı öğrenir. Kendisini ve çevresini dokunarak keşfeder. John Hopkins tarafından yapılan bir araştırma, yetimhanede büyüyen çocukların uygun beslenmelerine karşın yüzde doksanının öldüğünü ya da zihinsel veya fiziksel gelişim açısından engelli olduğunu gösteriyor. Geri kalan yüzde on ise psikolojik ve/veya fizyolojik açıdan sağlıksız oluyor. Yetimhanelere daha fazla çalışan katıldığında bebeklerle çocukların ölüm oranlarında önemli düşüş görülüyor.
Bu çocuklarda dokunulma, ilgi, şefkat, sevgi eksikliği oluyor. Çocuk gelişiminin en önemli unsurları. Çocuğun nasıl doğacağı kadar nasıl yetişeceği de çok önemli.
Miami Üniversitesi’nde Dokunma Araştırma Enstitüsü tarafından yapılan bir araştırmada erken doğan bebeklerin yarısına günde beş kez birer dakikalık masaj yapılıyor. Masaj yapılmayan prematüre bebeklere göre yüzde 47 oranında ağırlıklarında artış ve genel sağlıklarında hızlı iyileşme gözleniyor. Bu çok yüksek bir oran!
Bebek masajı eğitimi alan anneler, bebeklerine uykudan önce on beş dakika masaj yaptıklarında en zor uyuyan bebekler bile mışıl mışıl uykuya dalıyor ve gündüz saatlerinde konsantrasyonlarında önemli artış görülüyor. Annelere bebek masajı eğitimi verenlerin olmasını diliyorum ülkemizde. Bu konuda yapılan yüzlerce araştırmadan hatırlamamız gereken şey: Bebeklerin sinir sistemlerinin ve beyinlerinin sağlıklı gelişimi için dokunulmaya ihtiyaçları var.
Huzurevlerinde kalan yaşlılarla istismara uğramış bebeklerin bir araya getirildiği bir programda yaşlılar bebeklere masaj yaptıklarında hem bebeklerin hem yaşlıların sağlıklarında büyük ölçüde düzelme görülmüş. Dokunmak da dokunulmak da herkese yarar sağlıyor.
Dokunma ve şifa etkisi bağı nedir?
NG: Her sarıldığınızda kendinizin de sarıldığınız kişinin de sağlığına olumlu katkıda bulunuyorsunuz.
Çocuklar “uf” olunca bir sarılma ile geçer. Biz yetişkinlerin “uf”ları da sarılma ile geçer veya acısı azalır.
Kucaklaşmayla sevinçlerimizi de paylaşıyoruz. Kucaklaşma içimizdeki sevinci, yaşama bağlılığı, mutluluğu arttıran doğal bir ilaçtır.
İkili ilişkilerdeki ve diğer ilişkilerdeki yeri nasıl ?
NG: Sarılmak bir sevgi göstergesidir. Sarılmak çiftlerde “bağlılığı arttırıcı” ve kalp dostu oksitosin hormonu salgısını arttırır. Bu pek güzel bir haber. Eşinizin size bağlılığını arttırmak için hacılara hocalara muska yazdırmaya gerek yok. Sarılın, sarılın. Bağlılığı doğal yolla arttıran oksitosinin sihirli gücünden yararlanın.)
Sarılmanın psikolojik yararları sayılamayacak kadar çok.
Sarılma en kötü günü bile aydınlatır. Yalnızlığı azaltır. Yaşananlar daha katlanılır hale gelir. Kızgınlıklar, korku ve endişeler azalır. Değerlilik duygusunu arttırır. İlişkileri yakınlaştırır. Onay ve kabul gördüğünüzü hisseder ve hissettirirsiniz. En başta siz kendinizi iyi hissedersiniz.
Sarılmak bizimle sevdiklerimiz arasındaki bağlantıyı en kısa sürede kurmamızı sağlar. “Yalnız” değilim” duygusunu hissettirir. Kendimizi yalnız hissettiğimizde olayların altında kalıyor duygusunu yaşarken sarılacak birisi olması gücümüzü arttırır.
Hayatımızda dokunulma eksikliği varsa bunu profesyonel dokunucularla telafi etmeye çalışırız. Örneğin sıkça hastalanarak doktora gideriz. Antropolog Desmond Morris, doktorlara, kuaförlere ve masörlere “profesyonel dokunucular” der.
Eşini kaybedenlerin depresyona girdikleri sıkça görülür. Bu, sadece sosyal yalnızlıktan değil, dokunulma yoksunluğundan da kaynaklanır. Hayvanlarımızı bile okşayarak sakinleştiririz. Dokunmak kadar güçlü bir bağlayıcı yoktur.
Güne sarılmakla başlayan şirketlerde bile mutluluk oranı artıyor; ciro da. Bunu araştırmalardan biliyoruz. Mutlu çalışan daha verimli olur elbette.
Dokunmanın \ Sarılmanın mucize gücünün farkında mıyız?
NG: Kucaklaşma bedavadır. Belki de bedava olduğu için değeri pek bilinmez. Ama fizyolojik ve psikolojik yararlarına paha biçilmez.  Eğer çok pahalı olsaydı, değeri bilinecek, büyük olasılıkla insanlar daha çok kucaklaşma satın alabilmek için daha çok kazanmak isteyeceklerdi.
Kucaklaşma bedava ama hiç yapılmıyorsa hiçbir değeri olamaz. Kullanılmamış bir kucaklaşma şansı sonsuza dek kaybolur gider. Sevgi ve şefkat açlığından can çekişen insanlık ailesinde bir kucaklaşma şansını bile pas geçme lüksümüz var mı?
Bir TV programı için dokunma \ sarılma ile ilgili olarak yaptığınız İstiklal caddesindeki uygulamadan bahsedersek; bunu neden yaptınız, sonuç neydi ? Türkiye dokunmada sınıfta kalır mı?
NG: 2007 yılıydı. Yani bundan altı yıl önce. Cine 5’te yaptığım haftalık “Çekim Yasası” programımda Türkiye’de ilk kez yapılan bir şeye imza atmıştık. Birçok ülkede yapılan “Sarılmak Bedava” eylemini Beyoğlu ve Bağdat Caddesi gibi kalabalık, merkezi yerlerde yaparak ekrana taşımıştık. Kadın erkek Kuraldışı eğitimlerinden mezun olmuş arkadaşlarımız hem İstanbul’da hem başka şehirlerde ellerinde “Sarılmak Bedava” yazılı pankartları taşıyarak belli yerlerde duruyorlar, kim kucak (şefkat) isterse onlara sarılıyorlardı. Çocuk, genç, yaşlı, kadın, erkek, o kadar çok sarılmak isteyen oluyordu ki. Hatta arabalarını durdurup sarılmak için koşanlar bile vardı. Mutluluk enerjisi sarılanların ve arkadaşlarımızın yüzünde ışıldıyordu. Türkiye’de daha sonraki yıllarda benzer eylemler başkaları tarafından da yapıldı.
Türk toplumu dokunmayı seviyor mu?
NG : Dokunulmak bir ihtiyaç. Türk toplumu da dokunmayı ve dokunulmayı seviyor elbette. Çoğumuz bebek ve çocuklara sarılırız ama yaş ilerledikçe sarılmalar azalır. Özellikle ergen yaşlardan itibaren çocuklarımızla sarılmamızda bariz bir azalma olur. Fiziksel dokunulma ihtiyacı, ergenlikte ortaya çıkmaya başlayan cinsel arzular ile karıştırılır. Yetişkinlik döneminde sarılmalar öylesine azalır ki, ne çok insan sarılmak istemenin cinsel talep anlamına geldiğini sanır.
Yetişkinler de kucaklaşmaktan hoşlanır ama bunu sıkça yapmazlar. Neden? Çünkü reddedilmekten, yanlış anlaşılmaktan korkarlar. Oysa kucaklaşma niyetinin frekansı kucaklanan kişi tarafından (kişi iyice duygularından uzak ya da özgüveni yerlerde sürünen kapalı kutu biri değilse) hissedilir. Bir çocuk bile şefkat sarılmasını kötü niyetli sarılmadan ayırdedebilir ve kötü niyetli kişi anne babanın gözünde ne kadar saygın olursa olsun, çocuk bu kişinin kucağına gitmek istemez.
Kucaklaşmanın bunca yararına rağmen kucaklaşmaktan hoşlanmayan bazı insanlar olabiliyor. Bu hoşlanmamanın nedeni genellikle çocukluk dönemi travmalarından kaynaklanıyor. Aslında bu insanların herkesten daha çok kucaklaşmaya, dokunulmaya sarılmaya ihtiyacı var. Peki, bu insanlar için neler yapabiliriz?
Sevecen bir söz, hafif bir dokunuş, sıcak bir gülüş, bir teşekkür… Kendisini iyi hissetmesi için yapabileceğiniz herhangi bir şey olabilir bu.
Sabah uyandığınızda ilk işiniz evdeki insanlara sarılmak olsun. Güne harika bir başlangıç yaparsınız. Eşinizle sabah işe giderken akşam evde buluştuğunuzda sarılın. Çocuklarınızla sarılın. Arkadaşlarınızla sarılın. Sevdiğiniz iş arkadaşlarınızla sarılın.
Pozitif Dergi okuyucuları için ‘dokunma\ sarılma’ üzerine öneriniz nedir?
Hadi kalkın.. Evinizde kim varsa hiç nedensiz, içten sarılın her birine. Evcil hayvanlarınız varsa onlara da sarılın. Evde yalnızsanız kendinize sarılın sımsıkı. Bitkilerinize de dokunun sevgiyle. Bakın evin enerjisi de sizin enerjiniz de nasıl değişecek.  Her canlının dokunulmaya ihtiyacı var, haydi şimdi şu an sizde kucaklaşın hayatla…

Melda TUNÇEL
(Pozitif Dergisi /Temmuz 2013)
Beğenmekten Vazgeç..Bu konu cidden önemli....Melda Tuncele bu paylaşımdan dolayı teşekkür edrim ...
Gönderen Serpil zaman: 23:32 Hiç yorum yok:

22 Ekim 2014 Çarşamba

Allah Sevdiği Kuluna niye çektirsin ?!


"Allah Sevdiği kuluna çok çektirirmiş. Mükafatı diğer tarafta verirmiş  ! "  

Niye ?


Sen sevdiğin insanın sırf sevdiğin için , kaza geçirmesini, kafasının gözünün patlamasını, sürünmesini , acı ve eziyet çekmesini istiyormusun ?  Sonra da mükafatını bir canı çıksın iyice sonra vericem diyormusun ? Kıyabiliyormusun ? için elveriyor mu ? 


Ya da uzun bir yoldan gelen sevdiklerinin sana ulaşırken başına her türlü bela gelmesi için dua ediyormusun ? Ya da diliyormusun ? 


Mümkün değil di mi ?


Peki senin dahi içinin almadığı bir durumu hangi cüretle Yüce Yaradana Yüklersin ? Hangi cüretle ona bu gaddarlığı yakıştırırsın ? Demek ki sen onu anlayamadın.. ve artık anlama zamanı geldi.. 

Yüce Yaradan  HEPİMİZİ, i  Sevgiyle , Işıkla ve tüm ilahi varlıklarını , meleklerini rehber olarak bize göndererek, ONA bilinçlenmiş, tekamülünü başarıyla bitirmiş, aydınlanmış ve sevgiyle dönmemiz için bekliyor..  


Bana hayatım boyunca çok haksızlık yapıldı !  
Niye yaptırdın ?  Kafanı niye kullanmadın hakkını cesaretle savunmadın ? Ya da O  durumdan en az zararla ya da zarar görmeden çıkmak için niye seçeneklerini araştırmadın kullanmadın ?  Niye defalarca olmasına izin verdin ? Neden Tekamülünü, yaşaman gereken karmayı çabucak bitirerek hayatın farklı bir basamağına çıkmadın ?  

Ben hayatım boyunca çok eziyet , çok çile çektim !  
Elbette Tekamülün gereği yaşaman gerekenleri yaşadın. Fakat en fazla 3 - 5 olayda "Bir dakka ben niye bu kadar eziyet çekiyorum. Bunun bir kurtuluşu çaresi olmalı" demedin ? Neden seçeneklerini görmedin ? Yüce Yaradan bize her türlü seçeneği vermiş aklını kullan bul ve yaşa diye ! Neden Tekamülünü, yaşaman gereken karmayı çabucak bitirerek hayatın farklı bir basamağına çıkmadın ?  


İşte bu düğümleri çözmek uyanmak ve ayağa kalkmak için geliyoruz Hayata. Eğer hayatın boyunca hep aynı şeyleri yaşadıysan, olay Hayatta, kaderde falan değil. SEN'de ! Sen bir türlü uyanıp ayağa kalkamadın ! Hayatını hep Günah Keçisi arayarak geçirdin ve dönüp kendine bakmadın. Hayatının kontrolünü eline almadın. Kendini Sevmedin. Kendine Güvenmedin. Allah Allah dedin fakat onun verdiği gücü, kelamı doğru yorumlayamadın ve de kullanamadın. Aslında O OLduğunu farketmedin. Çünkü hep korktun.. Korkarak baktın , korkarak baktırdılar ve sende hep ONDA korkuyu gördün.
Halbuki Allah SEVGİ'nin ta kendisi.. Dikkatli baksaydın ONDA kendini görecektin. Kendinde de ONU..

Günah Keçisi aramayı bıraktığımız ve Gücümüzü farkettiğimiz AN'da saklı herşey..

Şimdi Değişim Zamanı...

Bu eski düşünceye ve sisteme ait, bizi aşağıya çeken tüm eski arabesk sözleri ve öğretileri artık hayatımızdan çıkarıyoruz. Herkesin Kendine göre tekamülü olduğunu, Yüce Yaradanın bize özgür irade verdiğini ve aklımızı kullanarak, farkındalığımızı arttırarak ve bilinçlenerek hayatımıza istediğimiz gibi şekil vereceğimizi biliyoruz. 

Tüm Kainatın SEVGİ ENERJİSİ ile yaratıldığını ve bizlerin de onun bir parçası olduğunun farkındayız.
Yüce Yaradanın, uyanıp ayağa kalkmamız ve onun ışığına ulaşmamız için ihtiyacımız olan herşeyin bizde mevcut olduğunu biliyoruz.  
Hepimiz birer IŞIK olarak aynı kaynaktan gelen muhteşem Ruhlar olduğumuzun bilincindeyiz. 
Yaradalışımızın özünde olan YARATICILIK, FARKINDALIK, GÜÇ, KONTROL, DENGE, BEREKET VE NEŞE 'yi hayatımıza uygulamayı öğreniyor ve hayatımızı bize bahşedilen kendi özgür seçimimizle,  istediğimiz gibi kendimizin ve bütünün hayrına niyet ediyor , yaratıyor ve yaşıyoruz. 
Kendimiz için ne diliyorsak herkese aynı saf niyet ve sevgiyle aynısını diliyoruz. Biliyoruz ki ne düşünürsek onu kendimize mutlaka çekeriz.

BEN DENGEYİM. Hayatımın her noktasını, duygularımı, davranışlarımı, konuşmalarımı Denge'de yaşıyorum.
BEN KONTROLÜM. Hayatımı kontrol edebiliyor ve kimseyi bundan dolayı sorumlu tutmuyorum. 
BEN FARKINDALIĞIM. Hayatımda yaşadığım karmalar zinicirinde öğrenmem gerekenlerin farkediyorum ve temizleyerek ilerliyorum. Hayata dair hayatın içinde gerçekleşen herşeyin Bilginin, Işığın ve Değişimin Farkındayım.
BEN YARATICILIĞIM. Yüce Yaradanın bana verdiği yaratıcılık gücünü kendimin ve bütünün hayrına pozitif düşünerek ve niyet ederek , Yüce Yaradana tam teslimiyette, inanarak ve güvenerek hayatımı yeniden yaratıyorum.
BEN BEREKETİM. Yaradanın sonsuz kaynağındaki maddi , manevi sonsuz bereketi hem kendime hem de bütünün hayrına  sevgiyle çekiyorum. Ben herşeyin en iyisine layığım ve fazlasıyla hak ediyorum.
BEN GÜCÜM : Yaradılışımdan gelen tüm özelliklerimin ve gücümün farkındayım. Ben insan olmayı öğrenen güçlü ve cesur bir ruhum ve bunu insan olarak bedenlendiğim bu hayatıma da sevgiyle yansıtıyorum.
BEN NEŞEYİM.  İnsan olduğumun farkındayım ve hayatı neşeyle, gülerek , keyifle , sağlıkla ve özgürce yaşıyorum.  Hayatımı ELALEM kaygısı olmadan gönlümce yaşıyor ve Ben de başkası için ELALEM dediklerimden biri olmamak için, herkesin hayatına ve seçimlerine saygı duyarak yargılamayarak sevgiyle yaklaşıyorum.

Hepimizin ve Bütünün Hayrına IŞIK OLsun, SEVGİ OLsun..
Ve de öyle..

Alev Cedimağar

Şifa Enerjisti (Şifacı) ve Yaşam Terapisti 

bu yazıyı okuyunca yayınlamadan geçemedim çok doğru...

Gönderen Serpil zaman: 00:02 Hiç yorum yok:

30 Eylül 2014 Salı

Evimizdeki NEGATİF ENERJİ'yi nasıl temizleriz ?



Yaratılan canlı veya cansız herşey yoğunlaşmış bir enerjidir.

Her varlığın fizik formu dışında bulunan bir de enerji (eterik) alanı ve kendine özgün titreşimi vardır.

Bundan dolayı herşeyde olduğu gibi Evlerimizde, yaşadığımız mekanlarda da var olan herşeyin yaydığı bir enerji ve titreşimi vardır.

Bu enerji bizim  Bilincimizin, Bilinçaltımızın, ruhsal , zihinsel, duygusal ve bedensel bütünlüğümüzün de bir yansımasıdır.



Yaşadığımız Alanların veya Evlerimizin Negatif Enerji Yüklü olduğunu nasıl anlarız ?





Yaşanılan mekanda sürekli tartışma varsa, Sürekli kavga edilen bir ortam ise bu yerlere girdiğimizde kasvet , mutsuzluk, huzursuzluk, keyifsizlik, enerjimizin düşmesi (uyku hali) gibi hissiyatların yaşanması,



Yaşanılan Mekanda sürekli geçmişe yönelik olumsuz hatıraları canlandırmak, konuşmak , zihinsel karışıklık , Depresyon hissi , üşengeçlik (içinden birşey yapmak gelmemesi ya da parmağımı bile kıpırdatmak istemiyorum hissi) , karamsarlık, öfke, sürekli vesvese ve endişe hissi, Uyku probelmelerinin yaşanması,



Kişinin Maddi sorunlarının sürekli devam etmesi evde bereketin olmama hissi.



Yeni bir eve taşınıldığında ya da yeni bir çalışma alanına taşınıldığında daha önce orada yaşayanların bıraktığı negatif enerjilerin etkileri,



Mekan içinde çok fazla elektronik aletin çalışması , radyasyon yüklenmesi,



Mekan içinde sigara ve benzeri maddelerin tüketilmesi,



Mekan'da yaşanılan hırsızlık ve benzeri şiddet olayının etkisinin hissedilmesi veya sürekli hatırlanması,



Mekan'a alınan 2. el mobilyaların önceki sahiplerinden taşıdığı negatif enerjiler.



Mekan'da enerjinin dağılmasını engelleyen çok tıkış tıkış eşyanın bulunması ve atılması gereken eşyaların saklanarak enerjiyi sıkıştırması ve kalabalık yaratması.



Mekan'da yaşanılan ağır hastalıklar, ölüm ve acı dolu Terk edişlerin bıraktığı negatif enerjiler,



Ev Temizliğinin uzun süre ihmal edilmesi,



gibi durumlarda Evlerimizde Negatif Enerji Temizliği yapmamız kesinlikle gereklidir.



Evlerimizde Negatif Enerji Temizliğini Nasıl Yaparız ?



* Adaçayı , Tütsü yakmak çok etkili olmakla birlikte benim bizzat denediğim ve yaydığı pozitif enerjinin muazzamlığına hayran olduğum tek bitki KATIR TIRNAĞI'dır.

Bir kabın içersine itinayla sevgiyle kurutulmuş Katır Tırnağı otunu tutuşturup yakarak sonra tütecek şekilde bırakarak evinizin içinde BEDENLİ VEYA BEDENSİZ TÜM NEGATİF ENERJİLERİN EVİMLE OLAN BAĞIMI KESEREK İPTAL EDİYORUM diyerek tüm evinizi dolaşın. Bu arada Bildiğiniz duaları (ayetel kürsi gibi) okuyabilirsiniz.



*Ateş "en iyi" temizleyicilerden biridir. Yukarıda Katır Tırnağı otu ile uygulamayı yaptıktan sonra sağ elinize bir MUM (beyaz) alarak aynı uygulamayı aynı olumlama ve dualar ile bir kez de mum ile yapın.



*Evi temizlemekte ve negatif enerjiyi kırmakta en etkili yöntemlerden biri de Herşeyi gerçekten çok iyi bilen Atalarımızın yöntemidir. Yani Sirkeli Su ile tüm evin zeminini ayrıca dış kapı girişini , duvar kirişlerini sirkeli su ile mutlaka silin temizleyin.



*Minik kapların içine koyarak oturma alanınız ve yatak odalarınıza koyacağınız Tuz'un negatif enerjiyi sünger gibi çekme özelliği vardır. (Tuz turşu tuzu ya da kaya tuzu denilen kalın tuz olmalı) Evinizdeki duruma göre 2-3 günde bir veya hafta da ya da 10 günde bir lavobaya dökerek sürekli yenileyin.



*Lavanta Yağının yaydığı pozitif enerji çok yüksektir. Bu yağı bileklerinizin iç tarafına sürerek eterik bedeninizi kuvvetlendirmekte kullanabileceğiniz gibi, evinizin duvar kirişlerine kapılarına bir damla sürerek eviniz içindeki enerjiyi de çok rahat pozitif yönde koruyabilirsiniz.



*Yaşam alanınızın pozitif enerjiye dönüştüğünü hissettiğinizde bu enerjiyi korumak için yaşam alanınıza Kristal Kuars Taş koyabilirsiniz. Yalnız bu taş mevcut enerjiyi korur. Eğer evinizde negatif bir durum olduğunu sezerseniz bu taşı 24 saat su da ya da toprağa koyarak bekletip topraklayın evinizi temizleyin ve sonra tekrar taşı statik bir alan yaratması için tekrar kullanabilirsiniz. Ayrıca yatak odasında Ametist taşı bulundurmak da sizin rahat uyumanızı sağlayabilir..



*Evinizde varsa zararlı haşereler (özellikle mutfakta)  hemen temizletmelisiniz (organik öldürmeyen böcek kaçıran ilaçlar var mesela bunları kullanabilirsiniz) bunlarda geldikleri geçtikleri yerden taşıdıkları enerji ile negatifi tetikler.



*Evinizde kullanmadığınız "Lazım olur belki" diyerek yıllardır biriktirdiğiniz tüm eski enerjileri yani eşyaları ihtiyacı olan birine verin ya da çöpe atın. Evinizde hareket alanı bırakın ve evinizin düzenli olmasına dikkat edin. Dağınıklık enerjiyi keserek takıldığı yerde birikmesine yol açar.



*Selvi ağacı dalından çalı çırpıyı süpürge kullanır gibi evinizi yerden 10 - 15 cm yüksekten açık pencereden veya kapıdan dışarıya doğru süpürmek çok etkilidir. Ayrıca mekanın güneş enerjisi görmesi çok önemlidir. Eğer mümkün değilse doğala yakın çok iyi bir aydınlatma yapılması gerekir ve sık sık havalandırılmalıdır.



*Evinizde dinleyeciğiniz klasik müzikler (Mozart, Vivaldi gibi) titreşiminizi yükseltecektir. (Her ne dinlerseniz dinleyin acıklı. içli, ağlatan müziklerden uzak durmanızı nacizane tavsiye ederim)



*Evinize geldiğinizde üzerinizdeki kıyafetleri hemen dolabınıza asmak yerine önce "silkeleyerek" en az 2 saat balkona asarak havalandırmak dışarıdaki negatif enerjinin evinize statik konuma geçmesini önleyecektir.



*Bulunduğunuz mekanda Mum yakmak ayrıca radyosyana karşı kaktüs bulundurmak da sizi rahatlatacaktır..



Yukarıda kısaca özetlemeye çalıştığım tüm uygulamaları  yaptıktan sonra en önemli durumun sizin kendi pozitif ruh haliniz ve hayata bakış açınız olduğunu unutmamanız gerekir. Siz kendi ruhsal temizliğinizi yaptığınızda artık bu tarz temizliklere de daha az ihtiyaç duyar hale geleceksiniz..



Yaradana teslim olmayı, Değişimi (yeni enerjiyi) sevgiyle kabul etmeyi ve Yaradanın Işığını keşfederek hem kendimizi hem de çevremizi aydınlatmasını sevgiyle onaylıyoruz :)



Bütünün ve Hepimizin Hayrına OLsun.. Yolumuz IŞIK OLsun , Yolumuz SEVGİ OLsun.. Evrenin Tüm Mucizeleri ve Tüm güzel sürprizleri hayatımıza aksın.. ve de öyle

Alev Cedimağar
Şifa ve Yaşam Terapisti


bu yazıyı okuyunca yayınlamak iistedim Alev Cedimağara   teşekkür ederim

Gönderen Serpil zaman: 06:22 1 yorum:

30 Ağustos 2014 Cumartesi

Kendime gelmem lazım...

Kendime gelmem lazım ...Kendimi nadasa bırakılmış bir tarla gibi hissediyorum sanki içimde biriken bir çok tortudan kurtuluyorum gibi bazen hiçlik de insana iyi geliyor ama dikkatli olmak lazım kaybolup gitmekte var  ...Ben sanki sınırdayım ...Biraz dışarı çıkmam lazım kendime olan güvenimi yitirmiş gibiyim 
...SERPİL KENDİNE GEL ...
Diye bağırasım var zaten bağırdım dimi ...Yeni hayaller yeni yeni dualar yeni giyisiler kıaca her şeyi yenilemem lazım ...

Nadastayım deyip çok boş durdum zanedilmesin kitap okudum, yazı yazmadım ...dizi izledim, dışarı çıkmadım ...Hatta facade kelimelik oynamaya bile başladım çok pis oynarım yakında kimse benimle oynamayacak ...Günlük işlerimi bile yapıyorum yemek ev toplama gibi...bir çok kişiye göre aktif bile sayılırım ancak kafamı topladım sanki düşüncelerim daha net ve görebiliyorum ki hala bazı kişleri ve bazı şeyleri hala bırakamıyorum yeniden çocukluğuma dönüp yanlız çocukla yüzleşmeliyim ...

Yeniden kendimi sevip onaylamalıyım...Affetme konusu hala afedemediğmi çok insan ve olay var affet gitsin demekle olmuyor ama yazıya dökünce en azından içimde kalmıyor beni rahatlatıyor ...Ben bir çok kişiye bunu öneriyorum ve benim gibi rahatladıklarını görüyorum olayları her sene birkez üstünden geçmeyi düşünüyorum belki sonunda af bile dedermişim...
Gönderen Serpil zaman: 23:53 Hiç yorum yok:

HAYAT ÇOK KISA


Bu ara hayatın ne kadar kısa olduğunu gördük 
...Oğlumun kız arkadaşı Ebru feci bir trafik kazası geçirdi ...İnsan hayatının ucuz olduğu ülkemizde dikkatsiz bir sürücü  dalgın olan gece ders çalışıp sınava yetişmek için acele eden Ebruya çarpmış sürüklenip arabanın altında kalmış ...Herkesin 9.30 dan 4 kadar haberi olmamış Mustafacığım 4 te aradığında polisle karşılaşıp Ebrunun hastanede olduğunu hayati tehlikesi olduğunu öğrenmiş Beni aradığında Ebru ameliyattan çıkmış yoğun bakımdaydı...Diyafram yırtılış başarı ile onarılmış kaburga kemikleri kırılmış kalçasında kırık varmış ...Nezaman kendi başına solunum yaparsa ozaman hayati tehlikeyi atlatacaktı üç gün yüreğimiz ağzımızda yaşadık nihayet kendi başına solunum yapmaya başladı zaten kaburga kırıklarına birşey yapılamıyor ama kalça ameliyatı ola bilirdi DR onada gerek görmediler yani ayın 16 beri karmaşık duygular yaşadık ...Çok şükür şimdi iyi yakında eve çıkacak...Geçmiş gitmiş olsun inşallah...




Gönderen Serpil zaman: 23:34 Hiç yorum yok:

16 Temmuz 2014 Çarşamba

Bu yazı beni mi anlatıyor ne?

Yıldız Tohumları
Bu dünyaya başka gezegenlerden enkarne olmuş varlıklara yıldız tohumları denir.
Şu anda dünyada bedenli olan yıldız tohumlarından çoğu öyle olduklarının bilincinde değildir.
yıldız tohumları bu dünyaya uyumlanmakta cok büyük zorluk çekebilirler. en büyük özellikleri;yalnızlığı,denizi ve suyu,mistik ve spirituel konuları sevmeleridir.
kan grupları genelde 0 negatif ve 0 pozitiftir.dünyada yaşarken diğer insanlardan farklı olduklarını düşünürler ve cok zaman da diğer insanlar gibi olamazlar.
dünyadışı yaşama inanırlar.özellikle sirius,andromeda ,orion,arcturus pleiades gezegenlerinden bedenlenirler.küçük yaşlarda paranormal olaylar yaşayabilirler kendilerine ait cok özel ve fantastik ,sıradışı bir iç dünyaları vardır.
çoğu bu dünyada sistem kırıcı özelliğe sahiptirler.mesela eğitim sistemine uyumlanamazlar yada köleliğe..bi çoğu doktora gitmeyi sevmez .sıradışıdırlar.içlerinde yaşattıkları farklı bir dünya hep vardır.
onları enerjilerinden tanırız .kristal genler ile bedenlendikleri için yıldız tohumu olduklarını anladıklarında genleri de uyumlanmaya başlar ;hazır olduklarında uyanırlar..
Genel Olarak Profilleri :
Kendilerini evlatlık gibi hissederler. Meraklı ve hayat boyu soru soran, araştıran kimseler olacaklardır.
Çocukluktan itibaren sürekli kendini farklı hisseder, karakter olarak aileden kimseye benzemeyebilir, ayrık otu gibidir. mütemadiyen 'eve' dönme isteği vardır, sürekli bir hasret çeker, sorsanız evi neresi anlatamaz ama bunu yüreğinde derinden hisseder.
Etkileyici bakışlara sahip gözleri vardır. Empati yeteneği çok gelişmiştir,fakat bu kendisine zarar verir. Ne zaman kalabalığa girse ortamdaki tüm insanların duygularını korkularını bir sünger gibi emdiği için genelde evde oturmayı tercih eder.
Sürekli yaşamı sorgular, boşa geçen her an için kendini suçlar, çünkü hatırlayamasa bile buraya bir geliş amacı, gerçekleştirmesi gereken bir misyonu vardır. Bu dünyanın frekansını yükseltmek ve farklı bir boyuta geçmesine yardım etmek de olabilir, geldiği boyut için bilgi toplamak ve tecrübelerini oraya götürmek de olabilir.
Vücudunun işleyişi herkesten farklıdır, istediğini yese bile genelde zayıf olurlar, çünkü dünyadaki yerlerini sağlamlaştırma, hacimlerini artırma gibi bir gayeleri yoktur, ev almazlar, çocuk yapmazlar. kendilerini bu dünyaya ait hissetmediklerinden buraya fazla bağlanmak istemezler, her an gidecekmiş gibi hissettiklerinden ve görüntülerinin geçici olduğunu bildiklerinden diş teli, estetik ameliyat gibi müdahaleleri anlamsız bulurlar.
bu dünyada hayatlarını adayacak bir şey bulamadıklarından genelde çevresindekilerce nihilist olarak tanımlanırlar, bedenlerini çok kısıtlayıcı bulurlar. Uçmak, ışınlanmak ya da bir şey yaratıvermek onun için normaldir halbuki, bunu çoğunlukla rüyalarında yapar, rüyalarında başka bir dünyadadır, bu yüzden yorgun uyanır. İki ayrı hayatı var gibidir, biri uyurken diğeri uyanıkken.
Bbebekler onu gördüğünde hipnoza girmiş gibi hayranlıkla bakarlar. farkı en iyi onlar anlar.
kan grubu genellikle 0 gibi az bulunan türdendir. vücut ısıları ve kan basınçları normalden düşüktür. alerjik bir bünyeleri vardır. dünyaya uyum sağlamakta zorluk çekerler.
insanların hırslarını, para peşinde ömür tüketmelerini, gösteriş meraklarını anlayamaz.
ölümden korkmaz, 'eve' dönmek ister... VE DÖNECEKLERDİR...

ALEV CEDİMAĞAR'a çok teşekkür ederim ...Türkiye spiritüellerinde paylaşmıştı

Yıllardır kendimi hep dinazor gibi hissetmiştim şimdi de kocaman bir acaba der oldum . Ama bu konuyu derinlemesine araştırmam lazım Benimde kan gurubum 0 rh pozitif.Bebişlerle aram çok iyidir hep bir anaç tarafım vardır...Tek uymayan şey kilo sorunum...En önemlisi de bende kendimi bazen evlatlık gibi hissederim...Bir çok özelliğim uyuşuyor...En önemlisi herşeye olan allerjilerim neyseki ben bunu EFT ile bayağı aştım şimdi kendimi biraz kötü hissetsem hemen başlıyorum EFt ye ve hallediyorum...
Hepimizin yolu aydınlık ve açık olsun ...
Gönderen Serpil zaman: 02:24 Hiç yorum yok:

21 Haziran 2014 Cumartesi

Eh nihayet kendime gelmeye başladım elime geçen boyalarla   evdeki bir çok şeyi boyadım Gamze yakında bizide boyarsın diyor ...Saçımı da boyadım artık kızıl saçlıyım sanki bu kızıl saç hayatıma da renk getirdi...Kendimi salmış bırakmış günlerim geride kaldı ...

Bu  çarşamba kuzenlerim Metin abi mustafa abi eşleriyle bize ziyarete geldiler yıllardır böyle ailece görüşmemiştik ...Fikirler aynı olunca sohbet  daha hoş oluyor...Mustafa abi gelirken bana Anıt kabirden radyo ,şapka ,saat kolye gibi hediyelik eşyalar almış çok beğendim özellikle radyaya bayıldım akşam Gamzeyle kahve keyfi yaparken dinliyoruz...Gelen misafir bana çok iyi geldi hazırlanmak karşılamak hala ben birşeyler yaparım ve beğenilir demek bana iyi hissettirdi...

Bir zamanlar kurduğum hayalllerimin bir çoğu gerçek oldu ..Hayalerimin gerçek olması beni yeni hayaller kurmaya sevk ediyor...Bir kısmıda henüz gerçekleşmedi mesela kilo vermek gibi  ...Bu konu üzerin de ciddi çalışmalara başlamalıyım hem kendime verdiğim sözü tutarım hemde sağlık açısından dizlerime fazla yüklenmemiş olurum...Hedefim 65 kilo  hadi bakalım... bir zaman gelir ben öncesi sonrası resimleri koyarmışım...
Benim ilk gittiğim DR çok kilolu idi bana kaçyıldır benim kadar kilolusunuz diye sormuştu ...Şimdi DR 35 kilo vermiş bende onun karşısına biraz kilo vererek çıkmak istiyorum ...Hadi bakalım kolay gelsin bana ...
Gönderen Serpil zaman: 22:35 Hiç yorum yok:

7 Haziran 2014 Cumartesi

Country Angels


Bunlar da Country Angels'larım. Kuzularım küçükkeln mama kavanozlarını saklamıştım, sonra bıçak mıknatısı alıp dolaba monte ettirdim ama bu seferde içleri çirkin göründü. Cam boyası ile boyayıp, üstlerine kabartma tekniği ile bu melekleri yaptım. Mutfakta da melek köşemiz oldu.
Bu anahtarlık ise çok eskimişti, onu elden geçirip kendi yaptığım kiraz çiçeklerini sarkıttım.





Bu işte Cherry Blossom / Kiraz Çiçekleriile yapacağım bir sonra projemin çiçekleri. Tamamını polymer clay ile kendim yaptım, kızım anne abajurun üstünde de güzel oldu dedi.

Şimdi o yapacağım proje için beyaz mı, yoksa pembe mi yapsam kararsızım.

Bakalım ne olacak.
Gönderen Serpil zaman: 01:49 Hiç yorum yok:
Etiketler: Cherry Blossom, Country Angels, Çalışmalarım, D.i.y

Pasta Standı



 
 Merhaba, yakın zamanda artık yaratıcı çalışmalara başladım. 
Birçok aklımda proje var, boyalar elime geçince kendimi kaybediyorum. 
Bu pasta standı camdı tamamen ayakları maviydi. Öncelikle o kısımları boyamakla başladım sonra devamı geldi. 
Selin Kutuncular'ın Büyükada sofralarında görmüştüm böyle bir pasta standını. Mikasa Moor'da da vardı. 
Bende yapayım dedim.

Boyaması, çiçekler ve yaprakları, onları üstlerine eklemesi falan hep bana ait.
Boya cam boyası, çiçekler polymer clay.

Tamamen sıfırdan baştan yaratıldı. 
Bu tarz bir cupcake standı da yapılabilir.
 

Daha yaptıklarım bitmedi. Ara ara ekleyeceğim. 
Projelerim devam ediyor, boyalarımın gelmesini bekliyorum. 


Gönderen Serpil zaman: 01:35 Hiç yorum yok:
Etiketler: Çalışmalarım, D.i.y

11 Nisan 2014 Cuma

HİÇ


   Ne yapıyorum koskocaman  bir hiç...Söylenecek çok şey yazılacak çok sey var ...Ancak içimden gelmiyor yazıya dökmek...Her ne yapsam can yadırgıyor ... Çevremizde o kadar yoğun bir gündemin ortasında ben hiçç bir şey düşünmek dahi istemiyorum ...

Geçenlerde bir tarort seansımızda kendime gelmemle ilgili bir uyarı geldi geçmişi affedip kendi önüme bakmalıyım ancak affetmek o kadar kolay olmuyor bakıyorsunuz karşınızdaki kişi hala aynı hataları tekrar ediyor hatta yaptığı hataların farkında bile değil affetmek daha bir zor geliyor ...Ah bu ego kendini çok fazla korumaya alıyor aynı hataları sürekli yapmamıza neden oluyor ...

Ben hala içimdeki çocuğu sevmeye alışamadım bazı konularda rahatlayınca bir kenara koydum ...Biz bi türlü birlikte büyüyemedik...ÇOK ÇALIŞMAM LAZIM...

Bu hiçlikten kurtulmama lazım Hiç dua etmiyorum, hiç çalışma yapmıyorum ,hiç kendim için bir şey yapmıyorum başkaları beni bir yerlere götürsün diye bekliyorum  yani kısacası kendime yeni bir ben lazım...Ben başkasının peşine düşünceye kadar başkalrı benim peşimden gelsin...
Gönderen Serpil zaman: 22:35 1 yorum:

9 Ocak 2014 Perşembe

Bugün sisli bir Ankara günü yine ama nedense kendimi kötü hissetmiyorum ...eskiden olsa yataktan kalkmayı canım hiç istemez elime bir kitap alıp gün boyu kitap okuya bilirdim ...Ya yatmaktan bıktım yada huy değiştiriyorum ...

Bu ara baya bir kitap okudum şimdi de Grangenin leyleklerin uçuşunu okuyorum yine ilginç bir konu bakalım nereye gidecek ...

Bol bol koere dizisi izliyorum en son love rain izledim güzeldi ..Kore dizilerini seviyorum ..bizlerin bir zamanlar sahip olduğu değerleri koruyor olmaları çok güzel naif ve düşünceliler..Belki birbirlerine bağırarak konuşuyorlar ancak oda onların yaşam tarzlarının bir parçası ..

Bu sabah gözümü açar açamaz ilk işim kocaman bir bardak su içmek oldu kış başladığından beridir daha az su içiyorum ..Halbuki daha çok içmeliyim kuruduğumu hissediyorum cildim çok kuru...

Uzun süredir yazı yazmıyorum hem bilgisayarda hem elle yazı yazmalıyım bazı şeyleri daha çabuk unutur oldum ...Kuranı kerimin ilk emri oku ikinci emride yaz ben ilkini yeterince yapıyorum ama ikincisini atlıyorum hep ...Ben uzun yıllar yemek tarifi alış veriş listesi dışında pek yazı yazma gereği duymamıştım bu yüzden kendimi yazılı ifade etmekte güçlükler yaşadım hatta bazı kelimelerin yazılışlarını unutmuşum okuyor olmama rağmen .. LÜTFENYAZIN...

Gönderen Serpil zaman: 22:26 Hiç yorum yok:

8 Ocak 2014 Çarşamba

YENİ YILDA YENİ KARARLAR

Yeni kararlar almam lazım, yeni hedefler belirlemem lazım...
Bir çok hayalim gerçekleşti .Şimdi salonumuda yaptırıyorum hep hayal ettiğim gibi çizimlerini yaptırdım garip bişekilde ustaya güvendim içim çok rahat .

Ben hayal kuraraken bir olabilecek hayaller ,birde ütopik hayaller kurarım .Buda beni hayal kırıklıklrından korur.Hayallerim gerçekleştikçe kendimi dahaumutlu hissederim ...

Yeni hayallerim :öncelikle sağlık diliyorum bir buçuk yıldır evdeyim dışarı çıkıp özğürce dolaşmak istiyorum .Bunun içinde hareketlerimi düzenli yapmalıyım kilo vermeliyim .Artık kendim için bir şeyler yapmalıyım öncelik ben olmalıyım hazır herkes benden umudunu kesmişken ...

Ayvalıktaki ev porojesini gerçekleştirmek için alt yapı oluşturmalıyız...

Bu gün karanlık kasvetli bir havaya uyandık ama benim keyfim yerinde evim sıcak açelyam açmış güzl bir kahvaltı zaz eşliğinde şu an yazımı yazı yorum..
Gönderen Serpil zaman: 23:58 Hiç yorum yok:

26 Aralık 2013 Perşembe

Yine yaş aldım ben

Yine bir doğum günü  ama bu sefer50. yaşımı kutluyorum ...  dün aaa ne kadar yaşlı dedğim yaştayım ...Ama kendimi hala ogünki çocuk gibi hissediyorum ...

 Dönüp 50 yıla baktığım da ne çok sevmişim ben çevremdeki herkesi ... Hak edeni etmeyeni...Acımış içim kimi zaman ama  kimseyi acıtmamışım bilerek isteyerek...Bilmeden kırdıklarımdan da özür dilerim ...

Hayatım boyunca en iyi yaptığım şeyhadimi bilmek oldu...hadini bilmeyen kşilerede kendimi uzak tutarak hadlerini bildirdim ...

Hayatım boyunca beni kimsenin mutlu etmesini beklemedim ...Ben kendimi mutlu ettim sevdiklerimi sevdim ...Yapmak istediklerimi yaptı kimi zaman pişmanlıklarımda olsada ben yaptım diye bildim ...

Dünyaya getirdiğim çocuklarım veya getirmediğim çocuklarım oldu ...Büyüdüm olgunlaştım ve hayata olumlu gözlerle bakmayı öğrendim ...

Bundan sonra svgiyle saygıyla huzur içinde bir yaşam diliyorum...
Gönderen Serpil zaman: 05:28 Hiç yorum yok:
Etiketler: doğum günleri
Daha Yeni Kayıtlar Önceki Kayıtlar Ana Sayfa
Kaydol: Kayıtlar (Atom)
Ben bir denizim kendi varlığı içinde taşan...
Uçsuz bucaksız alabildiğince geniş...
Kıyısız hür bir deniz...



İzleyiciler

Kahve Ve Güzel Bir Kitap

Kahve Ve Güzel Bir Kitap

Burası Benim Yerim!

Burası Benim Yerim!

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails

Etiketler

  • Babalar günü (1)
  • Bayram kutlamaları (8)
  • bebek örgüleri (1)
  • Beğendiğim alıntılar (29)
  • Cherry Blossom (1)
  • Country Angels (1)
  • Çalışmalarım (2)
  • D.i.y (2)
  • doğum günleri (1)
  • e izinvere (1)
  • Eft (8)
  • EFT çalışmalarım (7)
  • EFT derslerim (4)
  • Eft Noktaları (1)
  • felsefe (1)
  • Gitmek istediğim yerler (2)
  • Günlük (24)
  • hayatım değişti sitesindeki EFT günlüğüm (14)
  • ikizlerle ilgili küçük tiyolar (4)
  • Kendi kişsel gelişim çalışmalarım (1)
  • kişisel gelişim (6)
  • Kutlamalar (14)
  • yemek (1)

Blog Arşivi

  • ▼  2021 (3)
    • ▼  Aralık (1)
      •  Günaydın,ne  kadar zamandir girmemisim buraya özl...
    • ►  Mart (1)
    • ►  Ocak (1)
  • ►  2020 (13)
    • ►  Aralık (1)
    • ►  Kasım (2)
    • ►  Eylül (1)
    • ►  Ağustos (2)
    • ►  Temmuz (2)
    • ►  Haziran (1)
    • ►  Mayıs (1)
    • ►  Mart (3)
  • ►  2019 (17)
    • ►  Aralık (2)
    • ►  Kasım (3)
    • ►  Eylül (1)
    • ►  Ağustos (2)
    • ►  Temmuz (2)
    • ►  Haziran (1)
    • ►  Mayıs (2)
    • ►  Nisan (4)
  • ►  2017 (7)
    • ►  Aralık (1)
    • ►  Ağustos (2)
    • ►  Temmuz (2)
    • ►  Haziran (2)
  • ►  2016 (8)
    • ►  Kasım (1)
    • ►  Ağustos (3)
    • ►  Temmuz (2)
    • ►  Nisan (1)
    • ►  Mart (1)
  • ►  2015 (20)
    • ►  Kasım (1)
    • ►  Ekim (1)
    • ►  Eylül (2)
    • ►  Ağustos (2)
    • ►  Temmuz (1)
    • ►  Haziran (4)
    • ►  Mart (8)
    • ►  Şubat (1)
  • ►  2014 (12)
    • ►  Ekim (2)
    • ►  Eylül (1)
    • ►  Ağustos (2)
    • ►  Temmuz (1)
    • ►  Haziran (3)
    • ►  Nisan (1)
    • ►  Ocak (2)
  • ►  2013 (14)
    • ►  Aralık (1)
    • ►  Kasım (1)
    • ►  Ekim (1)
    • ►  Eylül (3)
    • ►  Ağustos (4)
    • ►  Mayıs (1)
    • ►  Nisan (2)
    • ►  Şubat (1)
  • ►  2012 (18)
    • ►  Aralık (1)
    • ►  Kasım (2)
    • ►  Ekim (1)
    • ►  Eylül (2)
    • ►  Ağustos (1)
    • ►  Temmuz (1)
    • ►  Haziran (2)
    • ►  Mayıs (1)
    • ►  Nisan (1)
    • ►  Mart (1)
    • ►  Şubat (2)
    • ►  Ocak (3)
  • ►  2011 (35)
    • ►  Aralık (1)
    • ►  Kasım (1)
    • ►  Ekim (3)
    • ►  Eylül (2)
    • ►  Ağustos (3)
    • ►  Temmuz (3)
    • ►  Haziran (4)
    • ►  Mayıs (3)
    • ►  Nisan (2)
    • ►  Mart (3)
    • ►  Şubat (6)
    • ►  Ocak (4)
  • ►  2010 (137)
    • ►  Aralık (9)
    • ►  Kasım (10)
    • ►  Ekim (22)
    • ►  Eylül (4)
    • ►  Ağustos (14)
    • ►  Temmuz (19)
    • ►  Haziran (9)
    • ►  Mayıs (10)
    • ►  Nisan (9)
    • ►  Mart (5)
    • ►  Şubat (10)
    • ►  Ocak (16)
  • ►  2009 (83)
    • ►  Aralık (27)
    • ►  Kasım (5)
    • ►  Ekim (4)
    • ►  Eylül (3)
    • ►  Ağustos (1)
    • ►  Temmuz (4)
    • ►  Haziran (3)
    • ►  Mayıs (6)
    • ►  Nisan (4)
    • ►  Mart (6)
    • ►  Şubat (9)
    • ►  Ocak (11)
  • ►  2008 (24)
    • ►  Aralık (16)
    • ►  Kasım (8)
Soyut teması. Tema resimleri Ailime tarafından tasarlanmıştır. Blogger tarafından desteklenmektedir.