30 Ağustos 2013 Cuma

EFT çalışmaya başladım yeniden

yeniden EFT yapmaya başladım bu günde ağrı ve sızılarıma yaptım...

Ağrı ve sızılar:
Sevgiye hasret çekmek dokunulmayı özlemek .
Kendimiseviyorum ve onaylıyorumsevecen vesevilen biriyim.

olumlama cümlem sevgiye ve dokunulmaya hasret çekmekten dolayı oluşan ağrı ve sızılardan kendimi tamamen ve derinden onaylıyor ve seviyorum sevecen ve sevilen biriyim.

Başladım EFT yapmaya nefesim kesilir gibi oldu kelimeleri söylerken peltek çıkmaya başladı ilk turda 8 indi 
ikinci turda5 indi konuşmam ve nefes alışım rahatlamaya başladı.
üçüncü turda göz çevresine turlarkeniçimden gelen duyguları söyleyince kendimi değersiz hissetmekten korktuğumu söyledim ve duygu 3 indi Dördüncü turda duyguyu 0 ladım nefes alışım rahatladı ve kelimeler net bir hale geldi .

Kendimi değersiz hissetmeye  iki tur EFT yaptım ve  bu duygunun hislerindende rahatladım .

Bu gün ve dün yaptığım EFTleri bir hafta sonra tekrar bir daha yaparım böylece sağlaması yapılmış olur .

İnsanlar dokunulmaktan mahrum kalırsalar kendilerini sevgisiz kalmış gibi hissederler ve bu hücrelerin hızla ölmesine sebep olurmuş .Dokunulmadan büyütülen bebeklerin bağışıklık sistemleri çok zayıf olurmuş .Birde bebeklerde güven duygusu bir yaşına kadar gelişirmiş onların yanında olduğunuzu hissettirin ..Ben çocuklarım bebekken onların canlarını yakarcasına sevdim hatta bizim ikizleri nerdeyse dövdüm sıkıştırdım ...Bütün sevgimi hissettirdim .Bana ne söylersem güvenirler.Kendilerine güvenen çocuklar yetiştirdim sadece sevgimi hissettiler.

İnsanlara sarılmaktan korkmayın sarılın ve size salırılınmasına izin verin.İnsanları kendinizden uzaklaştırırsanız bir daha size yakınlaşamazlar .

29 Ağustos 2013 Perşembe

Dün bütün günüm Dr geçti ben kiloluyum ya herkes guatr vardır belki troitlerine baktırdın mı diye sorup duruyorlardı bende sinirleniyordum...Dün bu sorunun cevabını alıp pek bi rahatladım sadece kollestrolüm biraz yüksek çıktı onada DR ilaç bile vermeye gerek yok dedi ...Benim aşırı terleme şikayetim de önemli değilmiş ... Ben kollstrolü halleder kilo da verirsen hallocağına inanıyorum...

 Bir kaç gündür Sevgi Işığını okuyorum hastalıklar ve olumlamaları diye bir başlık görünce hemen daldım içine ve okumun düştüğü yerden yeniden bir ok attım geleceğe başladım çalışmaya LOUİSE HAY'ın Düşünce gücüyle tedavi kitabından alınmış bu kitabı edinmeliyim...çıktısını alıp başladım çalışmaya...

 Ben hayatım boyunca sevindim ağladım üzüldüm ağladım hatta Türk flimlerine ağladım yani ota moka ağladım en çokta lafı ağzıma tıkayıp haklıyken haksız çıktığımda anladım çevremdeki ben merkezci insanlar yüzünden ağladım ...ve her ağladığımda bir daha bu konu beni bir daha ağlatamayacak dedim ...Bazı şeylere okadar çok ağlamışım ki annem öldüğünde ağlamadım bitmiş ...Annemle aramız da bir olay yaşamıştık ozaman çok ağlamıştım belki ozaman annem benim için ölmüştü...

 Bu gün sabah kahvaltıdan sonra çıktınınilk işaretlediğim başlığı ile başladım çalışmaya

AĞLAMAK:Gözyaşları hayatınırmaklarıdır.Üzüntü ve korkudaki kadar sevinçtede dökülür ... OLUMLAMASI:Tüm duygularımda huzur içindeyim kendimi seviyor onaylıyorum... Başladım EFT yapmaya boğazıma bir yumru gelip oturdu Duyguya 10 verdim yapmaya devam ettim ilk turda 7 ikinci turda 5 üçüncü turda 4 dördüncü turda 2 beşinci turda sıfırladım ...bir ara göz çevresinde bir kaç kısa tur atarak kaygıda ,sevinçte ,üzüntüde ,acıda ,kayıpta diye turladım ve acayip bir rahatlama oldu esnemeye başladım anladımki frekansım değişti işe yaradı ...AĞLAMAK güzeldir dökülürkrn yaşlar gözünden dedim...

16 Ağustos 2013 Cuma

BU SENE MUTLU BİR BAYRAM GEÇİRDİK

Hayatım boyunca hep sevdiklerimle huzur içinde bir bayram sabahı hayal etmişimdir ... Mutlaka bizi gıcık eden biri çıkmıştır. Ben ne kadar bayram ruhu yaratmaya çalışırsam çalışayım birisi çıkıntılık yapmıştır. Bu bayramda sadece ben ve çocuklarım vardık. Sessiz sakin huzur içinde. Güzel bir bayram sofrası hazırladık. Ben her zamanki gibi erken kalktım çocuklar hayallerindeki gibi geç kalktılar. Güzel bir kahvaltı ve hep istediğim gibi sevdiklerim...

Çok şükür daha ne isterim...

Bu sene babanne köye gitti eşimde tatile gitti. Bu sene bayram huzur ve dinlenerek geçti. Nice huzur ve şeker tadında bayramlara...


Uzun süredir bloguma birşeyler yazımıyorum ameliyatlar ve iyileşme süreci boyunca bir çok dizi ve kitap okudum kafamı boşaltım ve yeni çalışmalara ufuk açtım. Ramazan her zamanki gibi beni çok zorladı. Ancak canım Gamzem'le çok güzel tutuk oruçlarımızı kimseye bulaşmadan dalaşmadan oruçlu olduğumuzun farkında olarak...                   

Ülkemizin geçtiği döneme kayıtsız kalmadık içimiz yanarak seyrettik  yanan  canları din adına yapılan vicdansızlıkları. Başkasının canı yanarken oh diyenlerden vazgeçtik. Hayatımızda büyük bir temizlik yaptık çoktan yok olması gerekenler kendiliklerinden çekip gittiler...

Canım bir tanem güzel kızım blogumu çok beğendim ellerin kolların ayakların dert görmesin...seni çok seviyorum bir tanem yolun aydınlık ve açık olsun... Kanatsız meleğim benim...

27 Mayıs 2013 Pazartesi

BU AYIN DA SONUNA GELDİK

  • Evvet aylar su gibi akıp geçiyor ...Ameliyat olalı 7 ay oldu kendimi hiç bu kadar uzun bir yatakta yatar bulmamıştım bir daha da olmaz inşallah ...Gün geçtikçe daha da iyileşiyorum.
Bu zaman içinde hiç bir şey düşünmedim sadece ağrılarıma ve dizilere odaklandım .Kafam bomboş bundan sonra daha tarafsız bir gözle yeniden çocukluğumdan başlayarak çalışmalarıma başlamayı düşünüyorum ...

Hayatımda güzel değişiklikler oluyor evimde yapmak istediğim değişiklikleri yapıyorum yeni tv ,yeni buzdolabı ,yeni tabak çanak gibi.Bunlar benim ev hayalimin küçük alt yapıları yeni evime taşınırken yanımda olmasını istediğim eşyalarım...


24 Nisan 2013 Çarşamba

MAZLUM KENDİ ZALİMİNİ YARATIR


Sendikacı olan babası pek de evde olmazdı. Öyle her baba gibi sabah gidip akşam gelen biri olmayı isterdi belki de olamazdı. İşçileri örgütleme veya sendikanın ilgili şubesini yeniden düzenleme çalışmaları çerçevesinde sık sık seyahat ederdi.
Babası ile ilgili ilk anısı yine annesinin aracılığıyla anımsadığı bir şeydi. Zaten içinde annesinin de olmadığı ve babasına ilişkin tek bir anısı bile yoktu ya da o anımsamıyordu.

O henüz 11 aylıkken altını ıslatmayı kesmiş, herkesi hayretler içinde bırakacak biçimde ihtiyacını bildirir bir çocuk olmuştu. Sonra kendisi 20 aylıkken kardeşi doğduğunda bu annesinin hayatını son derece kolaylaştıran davranış yerini annesine hayatı zindan etmeye başlayan yeni bir harekete bırakmıştı (bu durumu epey büyüyüp kendini bildiği 7 - 8 yaşına geldiğinde annesi ona bu öyküyü, bitmeyen bir öfke, kırgınlık ve bıkkınlık içinde "sen, uğursuz, bana hayatı zindan ettin, o zaman başlayan bu isyanın ömür boyu dinmedi" sözleriyle başlayarak anlatmıştı).

Annesi, o büyüyüp de artık eli ekmek tutan, evin geçimine katkı sağlayan ve özellikle de kardeşinin gereksinmeleri için gerekli parayı sağlayan (aslında o kendine aldığı her şeyden bir tane de kardeşine almasına sebep olan bu durumdan hiç memnun değildi de annesi “o küçük ve zayıf, yapamaz, sen büyük ve güçlüsün, kardeşler birbirlerine yardım etmek zorundadır” der ve gerisini de dinlemezdi, belki de iyi niyetle, onu kardeşiyle ilgili her sorunu üstlenmeye mecbur ettiğinden çaresizce annesinin dediklerine uyardı) biri olduğu yıllarda bile, bu öyküyü anlatmayı bırakmaz, kalabalık ortamlarda ne yapar, ne eder sözü ona getirirdi.

Annesi her yerde ve her fırsatta onun ne kadar zor bir çocuk olduğundan yakınırdı zaten. O da bu yakınmaları duymak istemediğinden mi yoksa “annem benimle ilgilensin de isterse dövsün” dediğinden mi bilinmez hep annesi ne derse yapmaya gayret ederdi. Bazen de annesinin dediklerinin tam tersini ortaya koymayı görev bilirdi.

Onun sonraları pek çok kez "açıkça anımsıyor muyum yoksa annem anlatıtığı için gözümde mi canlandırıyorum" diye sorgulamayı hiç bırakamadığı babası ile ilk anısından böyle söz ederdi annesi. Sadece kendisine söylemez, eve gelen, bir yerde karşılaşılan ve “ne zeki bir çocuk” diye bildirimde bulunan herkese “aman keşke aptal olsaydı da ben de bu kadar zorlanmasaydım” şeklinde başlayan ve:

"-Kardeşi doğduktan kısa bir süre sonra "ona ilgi göstermiyorum diye çok kızdı bu uğursuz, bir baktım, oraya buraya işemeye başladı, hatta bir kaç kere gözüme baka baka yere sıçtı bu deli. Ne söylesem olmadı, poposunu şaplakladım yetmedi, sövdüm dinlemedi, bağırdı m ilgilenmedi, ben de başka yol buldum. El mi yaman bey mi yaman öğrendi. Aldım üç kibrit yaktım, üfleyip söndürdüm, bir daha yaparsan söndürmeden yakacağım deyip poposuna bastım. Oh! Bir daha da yapmadı negro mazal (Ladino dilinde "kara kader" anlamına gelir) ama bu çok zekiydi, hem beni hiç dinlemez hem de sıkışınca hemen babasına sırnaşırdı.

Babası da onu hepsinden çok severdi. Sevecek tabi Allah'ın Malatyalısı, bu en başından beri aynı ona benziyordu, şempanze suratı ve kendine has adalet inancıyla. O gün de Allah'ın işi işte, Rıza İstanbul'daydı, tabii akşam eve geldi. Bu yer yılanı da gitti hemen onun kucağına oturdu. Poposu bacağına değince de ayyyy deyip sıçradı. Rıza da ne oldu derken, açıp baktık ki poposu yanmış. O gece annemin öğrettiği gibi yumurta kavurup yağından sürdüm de biraz rahatladı. Ertesi sabah doktora götürdüm, adam çok şaşırdı. Üçüncü derecede yanık olmuş. Yani, ben sadece korkutmak istemiştim.

Neyse bu durumu görünce kocam bana "bak hanım, ben çocukların idare ve terbiyesine karışmam da bu kadarı da çok fazla. Ne istedin el kadar bebekten, nasıl bu kadar zalim olabildin" dedi. Adam ilk kez bana çocuklara olan bir şeyden dolayı kaş göz, laf söz etti. Onunla da darıldm, bir hafta konuşmadım" diye tamamlayarak aktardığı bir hikayeydi bu.

İşte o da yıllar içinde, annesinden defalarca bu sözleri dinleye dinleye gerçekten anımsamıştı galiba, belleğinin ardında gizli bu sarsıcı anıyı.

O zeki ve herşeyi kendi çıkarı/yararı için kullanabilen bir çocuktu. Annesi aslında çok da haksız değildi. Onun ilgi isteği ile birleştirdiği zekası karşısında çaresiz kalıp ne yapacağını şaşırır, korkusundan saldırganlaşırdı. İnce ve engin zekasını kullanarak, bu anlatılan acı öyküde de elbette kendisi için pozitif, işe yarar bir şey bulmuştu: Annesini babasına şikayet etmek. Ne zaman annesi onu üzse, dövse (çok dayak yemişti gerçekten), babası gelene dek bekler, o gelince hepsini bir çırpıda "babaaaa, biliyor musun, annem bana onu, şunu, bunu yaptı, öyle, şöyle, böyle dedi, bir de Sibel'in kırdığı oyuncak yüzünden kim yaptı diye sormadan, haksız yere beni dövdü, hep Sibel'in yaptıklarından beni dövüyor zaten" derdi. Babası da "mmm, öyle mi, tamam ben şimdi konuşurum onunla bir daha yapmaz" derdi ve tabii o çocuğu rahatlatmak için verilen "bir daha yapmaz" sözü hiç tutulmazdı. Belki de anneye söz bile söylenmezdi. (Babasına yıllar sonra baktığında mücadele etmek için son derece uygun olan işinde tükettiği kavga enerjisini evde hiç kullanmadığını ve bu yüzden oldukça kavgacı olan annesiyle tam 57 yılını birlikte geçirebildiğini anlamıştı.)

Babasının iyi niyetle, kendisini yatıştırmak için verdiği bu sözü hiç tutmadığını görüp içten içe "babam da beni sevmiyor, beni hiç kimse sevmiyor, zaten çöpçünün kızı diyorlar, acaba beni evlatlık mı aldılar" diye düşünürdü. Sonunda bir gün babasına gitti ve dedi ki "bak sana bir şey anlatacağım, annemin bana yaptıklarıyla ilgili ama bu sefer sahiden annemle konuşacaksın, yok her zaman yaptığın gibi konuşurum deyip beni atlatacaksan, bir şey söylemeyeyim daha iyi" demişti. Babasının o anda kahkahalarla güldüğünü görünce de çok üzülmüş, "babam da benimle alay ediyor" diye düşünüp artık ona da hiç bir şey söylemez olmuştu. O zaman ne söyleyecekti acaba? Yıllar sonra o günü anımsadığında bile ne söyleyeceğini bilmediğini fark etmişti...
Babası ile en iyi anısı ise 6 – 7 yaşlarına aitti. Rıza Bey İstanbul'da ise pazar sabahları annesinden önce kalkar, mükemmel bir kahvaltı masası hazırlar sonra da çocukları uyandırırdı. Onu yanındaki iskemleye oturtur, kah eliyle yedirir kah başını okşayıp tatlı sözler söylerdi. Kahvaltıdan sonra da çocukları teker teker kucağına alır evin her yerinde gezinti yaptırırdı. Aptal bir oyun olsa da çocuklar bu oyunu çok sevdiklerinden artık taşınamayacak kadar büyüyene kadar sürdürmüştü adamcağız bu hamal eğlencesini.

Bir de annesinin sevdiği gazino hikayesi vardı. Evde olduğu her pazar, Taksim ya da Bebek'deki Maksim'e Zeki Müren, Neşe Karaböcek ve o zamanın diğer assolistlerini izlemeye giderlerdi. O en çok Erol Büyükburç'u severdi. Adamın Elvis Presley taklidi kendi tasarladığı kostümlerini mi yoksa modern şarkılarını mı daha çok severdi bilinmez, o sahneye çıkınca dut yemiş bülbül olur, sessizce izlerdi. Şarkıların hepsinin sözlerini bilir asla eşlik etmezdi. Bir keresinde o da söylemeye kalkışmış ve “aman sus be karga sesinle kulaklarımızı rahatsız etme” demişlerdi. O zamandan sonra çok çok çok uzun yıllar etrafta biri varsa asla ağzını açıp tek nota çıkarmadı, belki de yine hakaret etmelerinden korkuyordu.
Aslında çocukluğu ile iligli anıları pek de eğlenceli değillerdi. Daha çok “haksızlık, kırgınlık, kızgınlık ve intikam almalıyım ama nasıl” düşünceleri içinde yaşamıştı yıllarca.

Her gün haklı haksız dayak yer, cezalandırılır, sığınacak kimse bulamaz, içine kapanırdı. Odasına gider, eline geçen defter, kalem, silgi, boya ne varsa onlarla oyalanırdı (zaten kırıyor diye dayak yememek için oyuncaklara el sürmemeyi çoktan öğrenmiş, sadece ne yapsa kızılmayan okul araç gereçleriyle haşır neşir olmaya başlamıştı).

Ablası okula başladığında sınıf öğretmeni annesine "bak bu senin küçük çocuk çok zeki, ablasına özenir de ders yapacağım derse, ver eline boyama kitaplarını onlarla oyalansın, okuma yazma sökerse, okulda tembelliğe alışır" demişti. Babası bunu duyunca "peki ben buradaysam her gün ona yeni bir boyama kitabı getireyim, ben olmayınca da sen alırsın" demişti annesine ve öyle de yapmıştı uzun zaman.

Babasının bu hediyelerine hiç sevinemezdi. Ona göre kendisine böyle hediyeler getireceğine annesinin haksızlıklarına karşı korusaydı daha iyiydi.

O evdeki saatleri genellikle kendi başına yaşamayı seven bir çocuktu. Kardeşi ile ne zaman oynasa sonunda dayak yediğini bildiğinden bu yolu seçmişti. Sokakta ne kadar sosyal biriyse evde o kadar tek başınaydı.
Sıkılınca, boyama kitapları ve eski gazeteleri alıp odasına kapanır (aslında 3 kardeş aynı odada yatıyorlardı da, küçük olan annesinin odasından çıkmazdı ve ablası da ya okulda olurdu ya da salonda annesiyle ders çalışırdı, oda da ona kalırdı), saatlerce çıkmaz, boyar, çizerdi. Kimseye belli etmeden gazetelere bakar harf adı verilen o şekilleri anlamaya gayret ederdi. Bazen ablası ders çalışırken yanına gider “bu ne, o nasıl okunur” diye sorardı harfleri işaret ederek. Öğrendiği 3 – 5 harfi temel alarak kısa sürede ve kendi kendine okuma yazmayı öğrenmiş, bunu kimseye söylememişti. Annesinin neye kızacağını bilemediğinden bu başarısını gizli tutmak zorunda hissederdi kendisini. Oturup Allah'a mektuplar yazar, sonra görülürse dayak yerim korkusuyla hemen yırtar, diğer yırttığı kağıtlarla beraber çöpe atardı.

Mektupları şöyle olurdu: Hey Allah'ım ben büyüyünce öyle önemli biri olacağım ki annem de babam da beni böyle yapayalnız bıraktıklarına çok pişman olacaklar, sen de bana yardım et lütfen, amen (annesi Yahudi olduğu için amin değil amen derdi ve o da bunun doğru söyleniş olduğunu sanıyordu).
Babasıyla ilgili en derin anıları ise çok daha büyük yaşlarına denk gelir. Hepsinin yaşanmışlığı da 16 Eylül 1980 – 27 (veya 28) Ağustos 1984 arasındadır. 12 Eylül döneminin darbeci yönetimi 16 Eylül günü, bütün DİSK üyelerini “güvence altına alacağız” diyerek teslim olmaya davet etmiş ve sonrasında, aralarında babasının da olduğu büyük bir grup için idam isteminde bulunarak açtığı uydurma davalarla, askeri mahkemelerde yargılamıştır.

Onun bu 4 yıllık süreden aklında kalanlar BİRLİK Bilinci'nin içinde filizlenmesinin ilk tohumlarını oluşturmaktadır. Babasının askeri ceza ve tutukevlerinde uğradığı işkence, annesi ve kardeşlerinin ise sivil hayatta deneyimledikleri hep daha fazla BİRLİK arayışına girmesine sebep olmuş ve “acıyı kanla yoğurduk” türü söylemler yerine “acıdan öğrendiklerimizle mutlu bir dünya yaratmanın yollarını buluyoruz” demeyi öğretmiştir.

Şimdi 51 yaşında, kendi mesleğinde son derece başarılı, hala her ilgisini çeken konuda kendini eğiten ve eğlendiren biri o. Eskiden "kabulü ancak böyle görürüm" diye geliştirdiği mükemmeliyetçi yaklaşımı çoktan bıraktı. Onun yerine "ben kendi en iyimi yapmakla sorumluyum, beğenen alır, beğenmeyenin keyfi bilir" demeyi öğrendi. Mükemmeliyetçiliğin darlaştıran, boğan, sıkan ve mutlaka başarıyı geciktiren sınırlarından kurtulup kendini olduğu gibi kabule geçtiğinde keşfettiği "teslim olmanın özgürleştiren gücü" ile hayata devam ediyor. Kimsenin cesaret edemediği derinliklerinde sörf edip kendi içinde bulduğu her şeyi bir eğlence konusu olarak ele alabiliyor. Bulduğu her konuda, en zor, an acıtacak hallerine bakıp “mm, demek buradasın, haydi gel oynayalım seninle” havasıyla ele alıp kendiyle ilgili mizah yapan biri o artık.

Bütün bu olanların sonucunda öğrendikleriyle kendine bir de meslek geliştirdi. Yani okulda öğrendikleriyle hayatta öğrendiklerini sentezleyip bir tür koçluk yapmaya başladı. Başkalarına acı veren anılarının olumlu katkısını inceliyor, o acılardan kalan güçle diğer insanların olaylara yeniden bakmalarına destek sağlıyor. Onlara "öğrendikleri doğru" yerine olayın içinde gizli "pozitif amacı" araştırmaları gerektiği anlatıyor. O acı veren anıları yeniden değerlendirmelerini, hisle düşünceyi ayrıştırıp, duyguyu aradan çıkarmayı, böylece anının enerjisini her an kullanılabilir taze yedek güç kaynağı olarak değerlendirmeyi öğretiyor.

Her sabah ve her akşam duasında "anneciğim, babacığım, size ve arkanızdaki tüm atalarıma ve kendime % 100 EVET, dünyaya gelmemi ve BEN OL'mamı sağlamanıza teşekkür ederim" diyor. Hatta bu söylemini kuramsallaştırdı ve bir "kendini yeniden dengeleme" yöntemi olarak da eğitimini veriyor.

Ona sorarsanız onun için en uygun, en iyi anne baba ona küçük yaşta bu kadar güç sağlayan kendi anne babasıymış. İnsanlara verdiği dersler ve yaptığı konuşmalarda sık sık:

"-Ben başarının anahtarını zorlayıcı ebeveynlerimden aldım. Onlar olmasaydı ben o küçük yaşta "en iyi intikam başarılı olmak ve senden bir halt olmaz diyenleri mahcup etmektir" demeyi öğrenemeyecektim. Bu tohum inançla bile kalsam yine çok donanımlı olurdum. Yetersizlik ve değersizlik kişiyi donanım, dolayısıyla yeterlilik ve değer kazanmaya zorlayan araçlardır. Hele bir de onları fark edip içlerindeki cevheri hayatınıza katmayı başarırsanız…

Ben ne kadar başarılı olursam olayım, yetinmemi engelleyen, sevilmiyorum, değersizim, yetersizim gibi temel inançlarım sayesinde (bu inançlara teşekkürlerimle) o temellerin üzerine sağlam bir bilgi gökdeleni oluşturdum. Şimdi o temel inançlarımı da dönüştürdüm. Artık "hangi konu olsa en iyisi ben olmalıyım" yıpratıcı düşüncesi yerine "ben kendi seçtiğim konuda eğitilmeli ve kendi en iyimi gerçekleştirmeye öykünmeliyim" onarıcı düşüncesini yerleştirdim. Yolum açık ve aydınlıktır. Sizinki de olabilir" diyor. Doğrusu bu ya, çok kişinin hayatına da değdi ve değişim yarattı.

Bu yazıyı derki derğisinde okuduğumda kendimi yanlız hissetmedim demekki benden başka annesine yaranmak için kendini parçalayanlarda varmış dedim ...Zeynep Sevil Güven yazmış teşekkürler ...

UZUN BİR ARADAN SONRA YENİDEN SİZLERLEYİM

İkinci ameliyatımıda 8 nisanda oldum dünde gidip dikişlerimi aldırtım ... Sol diz sağ dizden daha kötüydü ancak sağ dizim uzun sürede o hale gelmişti sol dizimde kısa sürede ötekinden kötü olmuş . Kıkırdaklar kırılıp dökülmüş minüsküste yırtıklar çoğalmış hatta cidi bir yırtık bile vardı ben ameliyat sırasında seyrettiğim için rahtlıkla fark ettim aradaki farkı .Herkes nasıl seyrediyorsun diye soruyorlar ama çok korkunç değil .Ben ilk ameliyatımada internetten seyredip gitmiştim .

Her neyse bu ameliyatıda başarıyla atlatım .Canlarım benim bana çok iyi baktılar .Eşim, canım gamzem, ve canım yardımcım melek koruyucu meleklerim benim hepsinin eline koluna ayağına bacağına sağlık .

Rahmeli annem bana dua edeken yavrum elin kolun dert görmesin derdi ben de ayağını bacağını da ekliyorum artık dualarıma.

Bu ameliyatlar bana kendi ayaklarının üstünde durmanın ne demek olduğunu  gösterdi şimdiki halime şükürler olsun bu olayıda atlattım .Sadece ameliyat olmak önemli değil sonrası daha önemli .Bir üç ay daha kendime dikkat etmem gerekiyor .

Bu arada evde kalıp bunaldığım bir ara ulucanlar cezaevini ziyaret ettik galiba mart başıydı .Herkese bir hapsten çıkıp diğerinimi ziyaret ettin dediler .Ancak benim çok dersler aldığım bir gezi oldu o zindanları hücreleri ve koğuşları görmem nekadar bir yere gitmesemde halimize şükretmeyi ve özğürlüğümüz nekadar değerli olduğunu gördüm ve o günden sonra hayatımdan evde hapis kaldım kelimesini tamamen çıkardım .Her türlü konforu yaşayıp hapisim demeyeceğim bir daha.

Bu sıralar alerji mevsimi tamda ve benim yaptittığım EFTler öyle işe yaradıki  dün ottüye gittik her yan çiçek böcek doluydu ve ben hafif bir boğaz  karıncalanmasıyla döndüm .Küçük bir EFT turu yapmamı hatırlattı bana.

28 Şubat 2013 Perşembe

HER GÜN GÜNE BİR SORU

      Bugün bu yazıyı görünce paylaşmak istedim  henüz soruları kendimde ceaplamadım--------------------------------------------------------------------------------




İster kendimizin yarattığına inanalım, isterde bizim dışımızdaki güçlerin etkisiyle gerçekleştiğini düşünelim tam şu anda hayatımızda belli bir yerdeyiz...

Belki bir dönüm noktası, belkide bir kilometre taşı yada sıradan bir gün...



Bu gün;

Hayatın gerçekten nasıl ?

Amacın nedir?

Sen kimsin ve yaşamında neredesin?

 Hayatım değişti sitesi Mert ölçer teşekkürler...


11 Aralık 2012 Salı

YATAKTA GEÇEN 3 HAFTA

Hayatım da hiç bukadar uzun süre yatakta yatmamıştım...3 haftayı geçtik,sıkıldın mı diye sorular geliyor sürekli sadece istediğim gibi hareket edememekten yoruldum ...

 Zaten çok gezen biri oladığım için zaman nasıl geçiyor anlamıyorum ...Bol bol dizi izledim
six feet underin bütün bölümlerini     izledim çok güzeldi...Ölüme başka bir açıdan bakmama neden oldu...casteli izliyorum ,revenge izliyorum,revelation , asya dizileri özellikle kore dizileriniseviyorum naif ve geleneklerine bağlılıkları hoşum gidiyor ...

kitap okuyorum yeni vampirli bir seriye başladım... henüz iyileşemedim ara ara ağrım oluyor ama yapılan çalışmalara göre çok iyiyim...dizimin içini inşat alanına çevirdiler ...minüsküs yırtıkları kıkırdak kırıkları kireçlenmler derken dizde kemiği gördük ameliyat sırasında seyrettim kameradan...3 ay sonrada sol dizimden olacağım ...yani bu sene 6 ay hayır yok benden...


ben nasıl bir teknoloji özürlü bir insanım bu gün yeniden anladım ...buradan bazen kendi kendime konuşuyorum zannediyordum amameğer ben mesajlarımı göremiyormuşum ...herkesten özür dilerim

19 Kasım 2012 Pazartesi

BİR hakkında bu kadar konuşmamıza ve bilmemize rağmen neden bir türlü bu BİRliği hissedemiyoruz biliyor musunuz? Çünkü "herşey içinizdedir" tuzağına düşüyoruz da ondan. "Herşey içimizdedir" müthiş tehlikeli bir cümle aslında. Çünkü insanı varolan diğer herşeyden koparıp, BENci hale getiriyor. Her ne kadar çok "iyi" birşeymiş gibi dursa da "Herşey içimde benim, o zaman ben ne yüceyim, ama diğerleri
değil" sanrısını yaratıyor. Bu yüzden pamuk gibiymiş gibi görünen kişiler bir anda yaratığa dönüp, başkalarına saydırıp saldırabiliyorlar. Bu yüzden toplu halde "Hepimiz BİR'iz" meditasyonları yapıyoruz. Bu yüzden ruhsal bilgiler bu kadar yaygın olduğu halde, etkileri cürüm kadar yer yakmıyor ve dünya karman çorman.

Herşey içimizde değil arkadaşlar, bizler HER ŞEYİN içindeyiz. Ruh bizim içimizde değil, biz ruhun içindeyiz. Tanrının içindeyiz. Evrenin içindeyiz. Zamanın içindeyiz. Bilincin içindeyiz. BİR'in içindeyiz. Çevremizde gördüğümüz her şey ama HER ŞEY de tıpkı bizim gibi BİR'in, ruhun, varoluşun içinde... Tümevarım ya da Tümdengelimle de olmuyor bu iş. TÜM ile oluyor ve bu farkındalık hayatınıza inmeye başladığında BİR'in ne olduğunu ucundan kıyısından yaşamaya başlıyorsunuz. O noktada da kendinizi akvaryum içinde yüzen bir balık gibi hissediyorsunuz. İnsanlık bilinci, ruhu, varoluşu denen bir bütünün parçası olarak ve çevrenizde gördüğünüz HER ŞEY'in BİR'in yansımaları olduğunu hissederek. İşte bu noktada da diğerini kabullenme çabaları, sürekli olarak "Benim burada neyi görmem gerekiyor" sorusu, "Biz BİR'iz" affirmasyonları bitiyor ve doğrudan BİR'i yaşamaya başlıyorsunuz. (En azından ucundan accuk tadıp hissettiğimden çıkartabildiğim kadarı bu.)

Önümüzdeki günlerde, hayatı algılayan kameranızda bir odak değişikliği hissederseniz ve bir anda kendinizi çevrenize şaşkın şaşknın bakıp, len cidden BİR'mişiz yahu demeye başlarsanız bilin ki bu farkındalık dünyaya yansımaya başlamış. Bu ayrıca da süper birşey. Katkısı olup da yolu açan her parçamıza sonsuz teşekkürler. :)

Hasan "Sonsuz" Çeliktaş


bu gün okuduğum bu yazıyı çok beğendim günümüzdeki insanların ego şişmesi sonucu burnu kaf dağında olmasına tahamül edemiyordum çok güzel anlatılmış bu yazıda ...Ben oluyum derken bencileşmemizi...kişisel gelişm adına yapılan yanlışlar...

14 Kasım 2012 Çarşamba

DR la geçen günlerim

Herkese kocaman günaydınlar uzun süre yazı yazmamaktan dolayı biraz yavaşlamışım ...Tatilden döndükten sonra başladım DR gitmeye Tandoğanda Magnet adında özel bir hastaneye gittim herşeyden çok memenun kaldım tahliller mr dobler hepsi orada yapıldı ...Ortopedi uzmanı Ferit Hakkı Dereboya gittim ...Menşur diz ağrım için artık iki dizim birden ağrımaya başladı ... İki dizimden de atroskopi yapılması gerektiği anlaşıldı ...Yaşım daha genç olduğu için diz ameliyatı yapılamıyormuş ...49 gireceğim yakında (26 aralıkta) bayramdan sonra yaptırmaküzere hastaneden ayrıldım ...Bu arada başka görüşlerde almak istiyordum ...Bir dr önerdiler randevu almak için aradığımda DR muayinesi televizyona çıktığı için 600tl imiş yok artık dedim ...Sonra bayramda komşumuza bayram ziyaretine gittiğimizde atroskopi olmuş bir yakınları ile karşılaştık ...veni vidi hastanesinden bora beyi çok önerdi ...Benim eşimin kahve makinaları var o hastanede ...Geçen cumartesi gittik ve raporlarıma baktı yarın için gün aldık perşembe günü ameliyat olacağım ...

Atroskopi ameliyatı dizin üç yerinden girip kameralı görüntüyle içindeki kıkırdak kırıkları minisküs yırtıklarını temizleyip eklemi onarmakmış ...Daha sonrada uzun yürüyüşler yasak fazla ayakta kalmak gereksiz yorulmak yasak bana bazı hareketler verip diz eklemini güçlendireceklermiş ... 

Bunun bir çok nedeni olabilirmiş ...Kalıtımsal kemik direnci ,hor kullanma ,kilo gibi etkenler varmış ...DR şöyle anlattı diz eklemini bir asfalt olarak düşünün çökmeler kopmalar olmuş biz dunu düzelteceğiz ancak eskisi gibi olmayacağı için yükünü azaltmamız gerekiyor dedi kilo vererek daha az ayakta durarak gibi...

Ben bu gün pek heyecanlı değilim bakalım eve gelince neler yaşamış olacağım ...Ameliyatan 3 saat sonra ayağa kalkacağım bir gece hastanede kalıp ertesi gün eve geleceğim ...

Bana şans dileyin ...

29 Ekim 2012 Pazartesi

12 Eylül 2012 Çarşamba

´Şükretmenin önemi

Benim kişisel gelişim çalışmalarımda ilk öğrendiğim şey şükretmekti ve bu bana inanılmaz getirileri oldu ...Hem daha iyisini istemenin hazzını yaşıyorum hemde elimdekilerin kıymetini bliyorum ...Kendinize elinize kalem kağıt geçtikçe şükür listeleri  hazırlayın ...Bu şükretme olayı beni mütevazi yapmaya başladı ...
Bazen hayatımızda anlatmak istediğimiz sözcükler karşımıza bir anda çıkı verirler benimde Aret Vartanyanı dinleyip face bookta beğenmemden sonra yazdığı bir yazı işte aradıklarım dedim


 (Zerafet, ziyafet, nezaket... Eskiler, sağlam sosyal ilişkilerin temelini bu üçlüye dayandırır... Hayatımıza giren, yollarımız kesişen tüm insanlara, her şeyden önce yaratandan ötürü hakettiği saygı ve sevgiyi vermek... Benim için insan gibi insan olmanın ilk yansıması... Ve bugün her zamandan daha çok ihtiyacımız olan, her şeyden önce birbirimize hakettiğimiz saygıyı göstermek... Ne mutlu ki okurlarımızla, izleyicilerimizle ve danışanlarımızla bu ilişkiyi kurabildik ve yaşıyoruz)


İşte insanımızın kaybettikleri üç kelime zarafet, ziyafet, nezaket ...Biz eskiden yokluklar ve imkansızlar içinde bu üç kelimenin tam anlamı ile yaşar ve hayattan zevk almasını bilrdik ..

Benim çocukluğumda hanım teyzeler bey amcalar vardı ...Mahallede birlik vardı bizim mahallenin çocuğu genci yaşlısı vardı ... hepimiz birbirimize sahiptik ...ben hal çevreme sahip olmaya çalışıyorum ama karşıtaraf bazen beni feci incitiyor aslında farkında incitiğinin ama yinede kendini değiştirmrk yerine benim suçummuş gibi kavgayı tercih ediyor ...Bende herzamanki gibi böylelerini görmezden gelmeye çalışıyorum bırakıyorum kendiyalnızlıklarında kaybolsunlar...

Bazen kendimde bulunan hasletler binlerce şükerderken buluyorum kendimi ...Sakın kendini beğenmişlikle karıştırılmasın enacımasız eleştirileride kendime yaparım...

Şükürleriniz bol olsun...

9 Eylül 2012 Pazar

TATİLDEN MUTLU VE YORGUN DÖNDÜM

Photobucket Nihayet benim güzel evim modunda tatilden döndük...  Çok güzel bir tatil geçirdik eğlendik dinlendik ve çok gezdik ...On günün içine nereleri sığdırdık ...Ankaradan İzmire gittik ve ertesi gün ddy urla kampında soluğu aldık deniz güneş sevdiklerimizle üç gün urladaydık Urlanın içinde mavi yeşil de çok güzel bir yemek yedik benim yediğim kavurmalı pide muhteşemdi tavsiye olunur ... Hamsi köy sütlacı ve künefeyle taçlandırdık ...Çeşmealtı pazarını gezdik ...Şu dikkatimi çekti kendimle ilgili yaptığım çalışmalar hayatıma gereksi ıvır zıvır doldurmayıp sadece çok beğendiğim şeyleri almaya başlamışım ve beğeni eşiğimde fevkalade yükselmiş ...Bir ara kendimden şüpheye düştüm acaba kendimi hayattan çok mu soyutladım diye ...Artık herşeyi bu da olsun diye almıyorum bunu fark ettim...

Bayram sabahı büyüklerin ellerini öpmek için Alsancaktan  narlıdereye gittik güzel bir kahvaltının ardından Marmarise yola koyulduk otobandan gitmeyip eski sahil yolundan gittik birkez daha kalbim egede kaldı ...Yol biraz uzadı ancak değerdi ...Aydın Çinede köfteci Eniştede yenen öğle yemegi muhteşemdi biz kadınlar karışık tabak köfte ve çöp şiş istedik erkeklerin hepsi çöpşiş istedi ...Kadın her yerde meraklı hepsinin tadına bkma merakımız var ...Erkeklerde düz mantık ben şiş yerim ...

Photobucket Ve muhteşem manzaralı marmaris tatli başladı ...Evin manzarası muhteşemdi ...Doya doya yaşadım sabah ayrı güzel akşam ayrı güzel herkes önümden geçip gidiyor sanki defile seyerdiyorsun iki otelin arasında sıksık kutlamalr yapılıyor ...Nezih ve sakin bir yer ...Marmaris köylükten çıkmış kocaman bir şehir olmuş ...Sabah kahvaltıdan sonra deniz faslı öğlen uykuları ve tekrar öğle sonu deniz faslı deniz arkadaşımız sevgili inci teyze seksen yaşında ama çok tatlı bir hanım...Bayıldık oda biz varız diye her gün denize girdi ...Bir gün yola çıktık Kleopatraya gidem dedik canım kuzu Ata çok istemişti ...Sedir adsına tekne turu ile gidiliyormuş tekne turu umduğumuzdan pahalıya mal olduğu için vazgeçtik ...onun yerine Göcek , Fetiye ,Ölüdenize gittik ...Her güzel şeyin sonu geldiği gibi tatilinde sonu geldi ve İzmire döndük 

Canım Volkanlara yemeğe gittik bizi çok güzel ağırladılar iki yıl oldu evleneli çok mutlular Allah daim etsin ...Ertesi gün huan bostanlıda yemeğe davetliydik ...Eşimin kuzeni kendisi Karşı yakda evyemekleri yapan şirin ve hoş bir mekan olmuş çok emek harcıyorlar ancak yemeklerin tatdı  müthiştigüzelbir günün ardından Alsancakta  erkeler maç seyertmeye gittiler bizde sahilde Bir kitap kafede çaylarımız içtik ...Ben sonkez denizi doyası içime çekmek için sahilde oturmak istedim çok güzeldi ve ertesi gün evimize dönüş yolculuğu başaldı ...Afyaonda yenen yemek ve kaymaklı ekmek kadayıfının doyum olmaz tadıyla taçlandırdık yolculuğumuzu ...
Photobucket

6 Ağustos 2012 Pazartesi

tatil yaklaşırken

Bu bayramda İzmir yolları göründü bize ...Biz öyle karar verip tatile çıkamadığımız için önce kayınvalideyi görümceye bırakmak için İzmire gideceğiz ...Bir kaç gün civar çevre gezisi bayramın birinci gününden sonra da ya ayvalık ya marmaris tatili başlayacak ...Deniz güneş hepimizin ihtiyacı var böyle bir tatile...

Bu aralar dikişle meşgulüm Gamzeyle gidip bir sürü kumaş almıştık ...Neredeyse büyük bölümünü bitirdik ...Bu günde Gamzeye pantolon dikeceğiz birde plaj elbisesi ...

Havaların çok sıcak olması akşam iftard soğuk sular içmemize neden oluyor birde cam kapı sonuna kadar açık olunca Gamzeyle öksürük nöbetleri geçiriyoruz ...Hayırlısı ile ramazanı bir atlatsak ...

21 Temmuz 2012 Cumartesi

Haylim Gerçek Oldu

Uzun bir aradan sonra bu günün sessiz ve sakinliğinde başladım yazıyazmaya...Canım yazı yazmak istemiyor sanki kapattım kendimi el ile de yazmıyorum  başlamalıyım yazmaya ...

Bu aralar yoğun koşturmalı ve stesli günler yaşadım ...Öncelikle bir hayalim daha gerçekleşti daha tam bitmedi ancak büyük bölümü tamamlandı ...Ben evlendiğimden beri aynı yatak odası takımını kullanıyorduk sadeleştire sadleştire bir gardolap bir yatak başlığı kalmıştı ilk halinden  onlardan da kurtulup yeni bir yatak takımı almaya karar verdik ve arama çalışmaları başladı bizim oda küçük hem odaya sığsın hemde ikitaraftanda kalkılsın aradığımız gibi birşeyi ya yaptıracağız yada sonunda ikea da bulduk ve hazırlık çalışmalarına başladık ... 
Önce eskileri meleğe verdik çok işine yaradı ...Sonra kaloriferin şekli ve yeri değişti  iki gün sonra badana yapıldı lavanta esintisine baoyandı çok güzel bir gri...Ertesi gün laminant parke ile hazırlık işleri bitti ben kataologdan beğendiğim herşeyi eşim demonte vaziyette ikeadan  alıp geldi canı çıkmış vaziyetteydi ...saat 9 da işe Erdal'la başladılar ...1.5 kadar çalışıp dolabı ayağa kaldırdılar ...Ertesi günde canım Volkanla çalışıp bitirdiler ellerine sağlık ...1.5 m dolap iki üçlü komidin ve yatağın altında dört çekmece bol çekmeceli bir oda takımı oldu ...Bembeyaz  bir odam oldu...Önce sığamayacağımızı sanmıştım ama çok rahat sığdık bile ...

 Bundan iki yıl önce hayal etmiştim böyle bir yatak odası takımını  herşeyi detay detay yazmıştım kendim için kurduğum hayallerimden biri idi biraz zor görünmüştü ancak gerçekleşti ...Hayal kurmaktan çekinmeyin hayali kurun yazıya dökün ve bırakın ay ne zaman olacak deyip sınırlamayın...Hayal kurmak bedava...tamamlandıktan sonra burada paylaşacağım ...

 Bu arada  kayınvalide küplere bindi burnumuzdan fitil fitil geldi ne gerek var daha yeni idi diye ...her zaman olduğu gibi ancak önemseyen olmadı kendilerini hala sataşma çalışmalarında ancak olsun benim hayalim gerçekleştiya ...Şimdi sırada salon var ...

 Bu sene orucu nasıl tutarım diye kaygıya kalıyordum ancak gayet iyiyim ...Sadece susuzluk çekiyorum o da çok su içmemden dolayı açlığı hiç aramıyorum rejimden dolayı ...Ha bu arada rejime devam ediyorum 9 baharat karışımını içiyorum ve yediklerime dikkat ediyorum 4 kilo verdim 1 ayda...Benim hiç kilo vermediğimi düşünürsek süper birşey ...şimdilik bu kadar yakında görüşmek dileği ile yolunuz açık ve aydınlık olsun...

13 Haziran 2012 Çarşamba

Sıcak dahada sıcak olacak

Sıcaklar birden bastırdı Ankara yanıyor ...Bizim ev ikimisli sıcak  oluyor ...Bu sene nasıl oruç tutacağız merak ediyorum ...Ben iki haftada üç kilo verdim çok büyük moral oldu ama aynı şeyleri yemekten içim bir tuhaf oluyor tavuk, yumurta ,yoğut ,domates Hele salata rejim bittikten sonra uzun bir süre yemeyeceğim herhalde...Saykoyla azimliyiz bu kiloları vermeye ...Bu gün yeniden her yolu deneyip kendime EFT yapacağım kilo ile ilgili ...Benim kiloyla barışık olmam bu konuda  beni zora sokuyor hagi cümleyi kursam aman o çok önemli değil kilolu olsam çokmu ? önemli sanki diyorum ...Bu gün her yerden saldıracağım bakalım sonuç ne olacak ...

Ne kadar çabuk geçti yıllar oğlum bu gün mezun oluyor  canım benim kendi işini kendi gören halinden hiç şikayet etmeyen Bitanem ...inşallah hayat sana en güzel yönleri ile gelir seni seviyorum benim aslan oğlum hem burcu aslan hemde kendi aslan...


6 Haziran 2012 Çarşamba

Günaydın

Nerden  başlasam , nasıl anlatsam ...Buralar elim kolum kalkmıyor ne yazı yazsım var nede başka bir iş yapasım ...Kendime verdiğim sözlerden birini tutmaya karar verdim ve başladım rejim yapmaya çok kararlı bir şekilde giriştim işe beni asıl gaza getirende tvde gördüğüm zayıflamış olan biriydi hemen onun kullandığı 9 baharatı çayı denemeye karar verdim ...Önce bulabildiklerimle başladım henüz 3 gün oldu  yanında karatay diyetindeki ekmeksiz şekersiz kahvaltı bol domates zeytin peynir cevizli bir kahvaltı ...
öğleyin tüm bir tavuğu tuzsuz haşladım didikledim bol baharat kırmızı biber ,kekik tuz yok sadece ilk güne özel tarhana çorbası ...Bol salata ..

Akşam tavuk salata  sadece saat 9 da bir kase yoğut ...
Bu arada bol su nerdeyse 2,5 lt ... ilk iki günü böyle geçirdim ve vala 1 kilo vermişim ...

 iki günde yumurta günü yine kahvaltı aynı yalnız  közlenmiş patlıcanları yoğurtla karıştırdım ilk gün yumurtalı yeşil salata  ikinci gün közlenmiş patlıcanlı yoğut ve yumurta yedim 4 günün sonunda 3 kilo verdim ...

Bende bayağı bir ödem vardı ve ne yaparsam yapayım atamıyordum ...Bu karışım mı bu tür beslenme tarzımıdır nedir bilmiyorum ödemlerim azaldı ...Belkide düzenli birşeyler yaptığım içinde olabilir ...Dünde eşim o 9 baharatı karışım haline getirip kutulamışlar onu almış gelmiş fiyatı 35 lira imiş ...Bu gün kahvaltıdan önce içtim üstünde sabah akşam yazıyor ...Böyle kararlı gittiğimde kilo veriyorum daha öncede denemiştim ...

Sevgili oluşum mezun oluyor ayın 18 de mezuniyeti var  bazen ne çabuk geçti diyorum ancak yaşarken hiçde çabuk geçmemişti  canım olğlum çok başarılı  sorumluluğunu  her zaman blir kararlıdır işini iyi yapar seni seviyorum bitanem yolun  açık ve aydınlık olsun...
Kendime yeni giyisiler dikiyorum kestim ancak henüz başlamadım ...Bugün başalaycağım dikmeye ...
 

18 Mayıs 2012 Cuma

Bahar

Yine yeniden baharı ve ufak tefek alerji sorunları yaşıyorum ancak eskisinden eser yok ...Tembellik  etmeyip EFT yapsam onlarıda halledecğim ama ...

Bu ara dikkatimi bir olay çekmeye başladı çevremde negatif enerjili biri olunca mutlaka bana ait bir elektirikli cihaz bozuluyor ...yeni aldığım cep telefonumun şarjı hemen bitmeye başladı servise gidecek pazartesi günü ...

Dün kuzucuklarıma gittik canımızı çıkardılar bizi çok özlemişler ...Bizde onları çok özlemiştik ...Minik kuzular karşılıksız sevginin size geri dönüşünü görüyorsunuz ...Kalp çakramı sonuna kadar açtılar geldik ...

Ben bir iki aydır hiç birşey yapmıyorum sadece gelen gidenle uğraştım şimdi nadastayım sanki dinleniyorum ...Tabi bizim negatif güç kayna elverdiğince ...Artık ailece yorulduk ...Ancak o yorulmadı tam gaz devam...Bu bize ailece bir şey öğretti  hayatımızın her anın da kimseye yük olmamamızı bizim yanımızdaki insanlara saygılı olmamızı öğrendik ...

Aslında yazmak istediğim çok şey var ancak kalbimi kırdıkları için şimdilik görmezden gelmeyi tercih ediyorum...

Bu arada canım oğlumun son senesi mezun olmaya ve okulda kalmaya gayret ediyor ...Sunum için takım elbise giydi çok yakışıklı oldu ...İnsanın inanası gelmiyor daha dün küçücüktü  şimdi kocaman bir delikanlı ...Canım oğlum yolun açık ve aydınlık olsun ...

 

4 Nisan 2012 Çarşamba

Çok yoğun geçen bir aydı Mart

Mart başında kayınvalidem küçük bir kalp krizi geçirip hastaneye yattı...İki damara stent takıldı ...Aman bir naz bir naz sanki bay- pas oldu ...Gelen giden kuzumla bitap düştük ...Uzun yıllardır görmediğim kişileri görmek hoştu...

Bu kadar kişiyi görmek beni hem mutlu etti hemde şaşkınlıkla insanları gözlememe neden oldu...Kimileri kendilerini geliştirmiş ilerleme kaydetmiş hem maddi hem manevi açıdan onlar adına çok mutlu oldum ...Kimileride hırsları yüzünden garip bir halde gördüm ...En üzücü olanıda karşılarındakini küçümseyip o kim lafını birçok kişiden duymam oldu ...Biz ailece bir çok tık üstte olduğumuzu görmek beni mutlu etti yaptığım çalışmalar beni ve ailemi çok hoş etkilemiş ...Bu konuda mütevazi olmak istemiyorum ...

Bu son haftayı dinlenerek ve kitap okuyarak geçirdim ...Kristin Hannah'ın Gerçek renkleri gerçekten güzeldi ön yargılarımızın başka insanlar üstünde büyük etkileri olabilirliğini görmemi sağladı ...Debbie Macomber'in Küçük mucizeler dükkanı buda çok güzel bir kitaptı bunda da ön yargılarımızla baktığımız insanların bir gün hayatımızın en büyük yardımcıları olabileceğini anlatıyor ikiside çok güzeldi ...Tavsiye ederim...

Kendime küçük gül fidanları aldım ayrıca sümbüllerde ...Baharın geldiği anlaşılsın diye içim açıkdı canlı çiçeğin havasıda başka oluyor ...

Bu arada ekmek yapmaya başladım ...Kendime bir ekmek yapma makinası almıştım ya ...İlk denemde başarılı oldum ve kendi hamur bilgilerimide ekleyerek çok güzel ekmekler yapıyorum ...Bir haftadır dışarıdan ekmek almıyoruz ...Benim eymim Arçeliğin çift hazneli olan K- 2715 ben çok memnun kaldım ...Çift hazneli oluşu hem tek büyük ekmek yapabiliyorsunuz hemde çift küçük ekmek yapa biliyorsunuz ... ben sütlü yapıyorum ve yağ oranını biraz artırınca ekmeklerim çok güzel oluyor daha geç bayatlıyor...

Bu günde cevizli ekmek koydum ... ayrıca bu gün kekte yapmayı düşünüyorum...

Şimdiye kadar aldığım her aletten çok memnun kaldım Arçelik bu harika buhar makinasıyla ev temizlemiştim ya bu hastalık sırasında ev sanki parlıyordu 15 gün üstünden geçtim...O kadar misafir geldi geçti ancak evim temizdi ...Evi süpürdükten sonra birde komple buharla temizliyorum çok güzel oluyor .Bize 15 gün gidiyor...Tavsiye ederim ...

6 Mart 2012 Salı

YOĞUN GEÇEN GÜNLER

Nihayet ayın 25 de maaşımı aldım ve ben artık emekli biriyim...Toplu aldığım paramla gönlümce alışveriş yaptım ...Hatta Efe'nın tabiriyle ömrümde hiç bu kadar çok elektronik aleti bir seferde alan görmedim diyordu bende ne almış nede alan görmüştüm ...

Emekli olmadan neler alabileceğimi hayal etmiş sonra araştırmıştım ...Hepsinide uygun fiyatlara veya daha iyilerini aldım ...En çok Arçelik buharikayı alınca biraz teredüdt ettim ...Acaba gereksizmi diye ama bayıldım süper bir alet ben mutfaktaki temizliği için bile alınır diyorum ...Henüz sadece mutfak temizliği aşamasındayım subuharı ile deterjan kullanmadan süper bir hijen sağlıyor...

Aldığım Naturel life marka buharlı ütü ile yaptığım ütülere hayran kaldım ...kesinlikle tavsiye olunur ...

Dünde nihayet arçelik ekmekçimle cevizli ve zeytinli ilk ekmeklerimizi yaptım ve başarılı bir ilk deneme geçirdim ...

İnsanın kendi parasını özgürce harcaması kadar güzel birşey yok ...kendimi mutlu hissettim ...canım babacığım sana nekadar teşkkür etsem az bu olay senin sayende gerçek oldu çok çok teşekkür ederim ...


Bu aralar koşuşturmaktan o AVM senin bu AVM benim gezmekten bitap düştüm ...Hele cumartesi günü kar kış kıyamette bide kızılaya gitmek tuz biberdi ...Allahtan kar hızlanmadan evdeydikte çok birşey olmadı ...

Bu kadar koşuşturmanın yanı sıra okuduğum kitaplar kimi beni sıktı kimi hadi canım dedirti nihayet cumartesi günü kendime kitap alarak kitap krizine son verdim...Bu arakendi everestine çıkmayı her zamanki gibi okumayı beceremedim ve kesinlilkle kişisel gelişim kitabı okuyamıyorum ...Sebep herhalde bana şunu yap bunu yapma denmesinden haşlanmıyorum ...Birde kitap yazan kişiler kendilerini kasıyorlarmı ne ...