8 Ağustos 2011 Pazartesi

Temel düşünce hatası

Gündelik hayatımızda sorunlara yol açabilen endişe sıkıntı çökkünlük ve öfke patlamaları gibi rahatsızlık verici duygusal durumların oluşmasına düşünce şemalarımızdaki bazı kusurlar katkıda bulunmaktadır. Çevremizden etkilenerek ya da oluşan olaylarla aynı zamanda bizi o an için rahatlatsın diye kullandığımız bazı düşünceler alışkanlık haline gelerek otomatik olarak kullanılmaya başlanır. Bu tarz düşünce şemalarının ortak özelliği gerçeklik ilkesinden ve akılcılık temelinden ayrılmış olmalarıdır. Bunlar:

1- Filtre Oluşturma:

Karşılaştığınız durumlar ya da olayların tek bir yönü sizin için önem ifade ediyor diğer alanları anlam taşımıyorsa o kısımları hesaba katmıyorsanız filtre oluşturmaktasınız. Bazı kişiler yaşadıkları bir olay başkaları için ne kadar güzel olursa olsun onun içinden olumsuz bir durumu adeta cımbızla çıkartırlar. Eğer kişinin duygusal yapısı çökkünlüğe eğilimli ise kendilerinin küçümsendiği ya da kayıp yaşantılarını öne çıkarabilirken; öfkeye eğilimliler kendilerine haksızlıkta bulunulduğunu; endişeli evhamlı kişilerde kendileri ya da çevrelerindekilerle ilgili tehdit olarak algıladıkları şeyleri ön plana çıkarabilirler. Bu durumda bizi rahatsız edebilecek olaylar adeta mikroskoptan bakar gibi büyür diğer güzel taraflar küçülür.

Bu durum kendi geçmişimizi düşündüğümüz anlarda da kendini göstermektedir. Eskileri düşündüğümüzde sadece üzücü kaygı verici sinirlendirici ya da kararsız kaldığımız durumları daha çok hatırlıyor ve diğer anılar çok kolay bir şekilde aklımıza gelmiyorsa gene bilinçaltımız aynı işlemi otomatik olarak yapıyor demektir.

2- Ya Hep Ya Hiç Tarzında Kutuplarda Düşünmek:

Aslında her şeyin iyi ya da kötü özellikleri vardır. Hiçbir şey sadece beyaz ya da sadece siyah olmayıp gri ya da lila renk tonlarındadır. Ying-yang durumu gibi (her siyahın içinde bir beyaz; her beyazın içinde de siyah bir bölüm olduğu şeklinde uzak doğu felsefesine ait bir model).

Yani olaylar insanlar durumlar ya iyidir ya kötü şeklinde sadece masallarda görülebilen iki durumda bulunur.

Bu tür bir düşünce temelinde eğer bir şey yeterince mükemmel değilse o yetersizdir ve kötüdür. Bu şekilde mükemmeliyetçi bir düşünce yapısı kişinin kendisi için belirlediği yüksek hedefler ve niteliklere ulaşamadığı zaman kendini Başarısız ve yetersiz hissetmesine yol açar. Bu da beraberinde depresif ve kişinin kendisi ve çevresine eleştirel yaklaştığı bir duygulanımı getirir.

Bu düşünce yapısında hataya ve olağan olmak kabul edilir bir durum değildir. Bir tek hata kişinin dünyanın en mantıksız kişisi olduğu düşüncesini oluşturabilir. Bir kişinin kendine ait bir sıkıntısı nedeniyle size yönelik bir unutkanlığı ya da hatası o kişiyi silmenize ve yok saymanıza neden oluyorsa bu şekilde düşünüyorsunuz demektir.


3- Aşırı Genellemeler Yapmak:

Karşılaştığınız bir olay nedeniyle hemen olayın sonucunu bütün hayatınıza yönelik yargı haline getirip yetersiz verilerle genelleme yapıyorsanız bu düşünce şemasını kullanıyorsunuz demektir. Belli bir durumda yaşadığınız bir olumsuz olay daha sonra yaşayabileceğiniz benzeri olaylarda da yaşanacak şeklinde bir düşüncenin oluşmasına yol açabilmektedir. Bunun eseri olarak bir kişi sizi görmeden yanınızdan geçtiğinde �bak işte bana selam vermedi yeterince bana değer vermiyor sevmiyor� şeklinde gerçek olmayan bir düşünceyi oluşturabilmektedir. Sabah karşılaştığınız bir aksilik �kötü başladı her şey ve her şey kötü gidecek" şeklinde genellemelere yol açabilmektedir. Kişinin konuşma içeriği sık sık herkes hiç kimse her şey her zaman hiçbir zaman gibi ifadelerle doludur. Bu tür düşünce yapısı ile kişinin hayatı sınırlanır ve çok küçük çaplı bir ilişki ağı oluşur.

4- İnsan Sarrafı Olma (Karşısındakinin Ruhunu Okuma):

Başkaları hakkında kolayca fikirler ileri sürerek onların davranışlarının temeli amacı ve sonraki hareket tarzları ile kendinizi bağlayıcı kararlar alıyorsanız bu tarz bir düşünce şemanız var demektir. Bu şekilde başkalarının hissettikleri olaylardan etkilenişleri yönünde hipotezler üretirsiniz. Doğal olarak bu tarz bir düşünce yapısı kişinin olaylar ya da kişilere karşı bakışından etkilenmektedir. Yani kendinizde olan bir takım davranış şekillerini karşınızdakine yansıtırsınız. Karşınızdakinin düşündüğünü sandığınız şey aslında sizin düşündükleriniz ve hissettiklerinizin bir yansımasıdır. Başkalarının yapacağını düşündüğünüz davranışlar ya da hisler doğal olarak o kişilerin genel hareket ya da hissediş tarzı olmayacaktır. Ancak siz onların farklı davranacağını düşünerek gereksiz ya da olumsuz tavırlar alabilirsiniz. �bu durumda muhakkak kızmış olmalı benden bunun acısını çıkarır� şeklindeki yaklaşımlar gibi.

5- Olası En Olumsuz Temayı Senaryolaştırma:

Çok ufak bir durumun sonucunda kişinin o olayın bir felaketle sonlanıp olası bir facia haline getirmesidir. Kişi bu nedenle yakınlarından birinin başına gelen bir sorunun kendisi ile benzerliği olmasa da kendi başına geleceğini düşünebilir. Normal vücutsal belirtiler bile bir kanser habercisi olarak düşünülebilir. Ekonomik olarak sıkıntıya düşen birisi eşi ve çocuklarının kendisini terk edeceği ve kimsesiz olarak bir köprü altında yaşayacağını umutsuzluk içinde hayal edebilir. Bir kaza geçirebileceği korkusu ile hayatını kısıtlayabilir. Bu kişilerin konuşma içerikleri �eğer ya...� gibi sözcüklerle doludur.

6- Kişiselleştirme-Sorumluluk Sahibi Hissetme:

Çevrenizdekilerin söylediklerinden ya da yaptıklarından kendinize yönelik uygunsuz anlamlar çıkarmanız söz konusudur. Bu yapıyı kullanan kişiler sürekli olarak kendilerini çevrelerindekilerle kıyaslarlar. �ben arkadaşlarım kadar para kazanmadığım için eşim bana böyle davranıyor� şeklinde düşünüp huzursuz hissedebilirler. Bu kişilerin kendilerine güvenleri yeterince kuvvetli olmadığından devamlı olarak kendilerini olumsuz anlamda başkaları ile kıyaslayıp olaylardan sorumlu hissederler. Çevreden gelen her bir uyaranı (bakış söz davranış vb.) kendinize verdiğiniz değerin bir ölçütü olarak görürsünüz.

7- Kontrol Odağınızın Durumu:

Kendinizi eğer çevresel şartların etrafınızdakilerin kontrolüne olayların akışına bırakıyorsanız etrafınızdakilerin yörüngesine onların dümen suyuna giriyorsanız kendiniz güçsüz hissedeceksinizdir. Bu durumda hayatınızda herhangi bir değişim yapamayacağınızı düşünebilecek ve aciz hissedeceksiniz. Etrafınızdakileri ve dışınızdaki dünyayı da bu durumda göreceksiniz. Sonuçta olumsuz durumlara düştüğünüzde bundan başkalarını sorumlu addedip onları suçlayacaksınız. Aşırı bir kadercilik düşüncesi ile bu durumlarla karşılaştığınız için her şeyi sineye çekip çözüm yolları aramaya da çalışmayacaksınız. Dolayısı ile kendinizi kurban olarak algılayacaksınız ve �ilahlar kurban istedi� şeklinde düşünüp hayal kırıklığına uğrayacaksınız. Oysa ki hayatınızın dümeninizi elinize alarak yaşamınızın tek sorumlusu siz olduğunuzu idrak ederek kendi kararlarınızı almakta aktif olsanız hayattan daha çok keyif alabilirsiniz. Yanlış da yapsanız deneme yanılma en iyi öğrenme yolu olduğundan bu deneyim size çok şeyler öğretecektir.

Bu durumun tam tersinin olması kontrol odağınızın aşırı derecede sizde toplanması halidir. Kendiniz aşırı güçlerle donanmış hissedebileceğiniz için etrafınızdakilerin eylemlerinden kendinizi sorumlu tutar hale gelebileceksiniz. Kendinizi mitolojideki tüm dünyayı omuzları üzerinde taşıyan �Atlas� gibi hissedeceksiniz. Bu tarz bir hissediş etrafınızdakilerin gereksinimlerine aşırı duyarlı olma şeklinde bir sınırsızlık hali her türlü gereksinimleri giderebilecek kadar kendini adeta tanrı gibi hissetme durumu ve bu ihtiyaçların karşılanması sorumluluğunun başkasına değil de kendinize ait hissetmenizden kaynaklanmaktadır. Bu şekilde etrafınızdakileri size muhtaç ve korunması desteklenmesi beslenmesi gereken kişiler olarak algılayacak onların yapmaları gereken sorumlulukları üstlenecek adeta ağır işçilik yapar hale geleceksiniz. Dolayısı ile etrafınızdakilerin mutluluk dert ve sorunlarından kendinizi sorumlu tutacaksınız. Bunların hepsini yapmaya çalıştığınızda çok yorulup kendi hayatınızı yaşayamayacaksınız. Asıl yapmanız gerekenleri yapamayıp ulaşabileceğiniz Başarıları göremeyeceksiniz. Bu kadar bölündüğünüz için yakınlarınızdan kişi başına ayırdığınız vakit de azaldığından yaptıklarınızın yeterli görülmediğini anlayıp boşa kürek çekmiş hissedebileceksiniz. Bu kadar koşuşturma içinde bunları elinizden gelebildiği kadar yaptığınızda mutlu olabilecek sıklıkla da doğal olarak yetişemediğinizde kendinizi suçlu ve mutsuz hissedebileceksiniz. Bir arkeolojik kazı bölgesinde şöyle bir yazı ile karşılaşılmış: �Kendini bil kendini tanı sen sadece bir insansın.�

8- Bireysel Adalet Algısı:

Bireysel ilişkilerinizde size özel sizin başkalarına ya da başkalarının size yönelik yapılması gerektiğinizi düşündüğünüz çok da objektif olamayabilecek bir takım kural ve yönetmelikleriniz vardır. Eğer sevgiliniz sizi sevseydi hep yanınızda olurdu; arkadaşınız gerçek bir dost olsaydı size istediğiniz miktarda borç verir hatta hibe ederdi; benim bu iş yerimde çalışmamı gerçekten isteseler ve bana değer verselerdi en yüksek zammı bana verirlerdi hayat ve insanlar yeterince adil olsalardı... gibi düşünceler kişinin etrafına yönelik hipotezler üretmesi kişiyi mutsuzluğa sürükler. Mutlaka sizin bakış açınız başkalarının bakış açısından farklıdır. Suyun üzerinden suya bakacak olursanız dibi çok yakın görürsünüz oysa gerçek çok farklıdır suya daldığınızda yakın gibi gözüken dibi bulamayabilirsiniz. Bu şekilde düşünerek hareket etmek kendinizi mutsuz hissettireceği gibi kişiler arası sorunlar yaşamanıza da yol açabilir.


9- Duygularınızın Doğruluğundan Taviz Vermemek:

Burada sözü edilen şey duygularınız neyi söylüyorsa ona körü körüne inanmanızdır. Eğer kendinizi suçlu Başarısız değersiz hissediyorsanız mutlaka öylesinizdir o tür bir davranış yapmışsınızdır şeklindeki düşünüş tarzı sizi çökkün hissettirecektir. Kendinizi kızgın hissediyorsanız muhakkak çevrenizdekiler sizi kızdıracak bir şey yapmıştır şeklindeki gene bu tarz bir düşünce de etrafınızdakilerle daha da olumsuz şeyler yaşamanıza yol açabilir. Duygularımız düşüncelerimizle el ele dolaşmaktadır. Eğer herhangi bir şekilde düşünceleriniz mantık çerçevesinden gerçeklik ve objektiflikten uzaklaşıyor ise buna uygun şekilde hissedersiniz. Sadece mantık ya da sadece duygulara dayanan ilişki ve evliliklerin yürümeyeceği gibi mantık ve duygular bir arada yaşamalıdır.

10- Kendinizi Değil Çevrenizdekileri Değiştirme Düşüncesi:

Etrafınızdakilerin hareket ya da düşüncelerini değiştirebilirseniz insanlar sizin mutluluğunuza hizmet edebilir hale gelirler şeklinde komik olacak ama biraz emperyalist bir bakış açısı insanlarla aranıza aşılması güç Berlin duvarları örebilir. Benzer bir şekilde bulunduğunuz yeri değiştirirseniz sorunlardan kurtulabileceğiniz düşüncesidir. Aslında değiştirmeniz gereken ve değiştirebileceğiniz şey sadece sizin kendi düşünüş ve davranış şekillerinizdir. �İğneyi kendine çuvaldızı başkasına batır� diyen atasözünde olduğu gibi önce biz kendimizi düzeltmeliyiz. Başkalarını kendi kafamızdaki şekle uydurmak için baskı şiddet tehdit ısrar duygu sömürüsü elbette ki geri tepecektir. Bu davranışları gören kişi yeterince kuvvetli olmasa bile Gandi gibi pasif direnişle kendi haklılığını gösterecektir. Tüm ilgi odağınız bu tarz bir düşünüş yapısı ile çevrenizdekilere yönelecek dolayısı ile kendi kişiliğinizi geliştiremeyecek ve bilgeliğe giden yolda kazalar yapmanıza yol açacaktır. Unutmayın mutluluğunuz sadece size bağlıdır başkalarının davranışlarına değil.

11- Önyargı İle Çevrenizdekileri Sınıflamak:

İnsanların sizi rahatsız eden bir özelliği nedeniyle onları yaftalamak onlarla ilişkileriniz bozacaktır. Sizinle tanışmamış bir kimsenin sizinle konuşmaması onu soğuk bir kişi yapmaz. Aynı şekilde iş yerinizdeki bir üstünüz işinde titiz bir insansa bu onun insafsız acımasız bir insan olduğunu da göstermez. İnsanları yeterince tanımadan kendinizi onların yerine koyarak empati yapamadan davranırsanız hatalı sonuçlara ulaşırsınız. Elbette ki bu görüşlerinizin bir bölümünde haklı olabilirsiniz ancak her insanın olumlu yönleri olabildiği gibi olumsuz yönleri de vardır. Bunları göremezseniz onları sevebilme ve yakın hissedebilme olanaklarınızı harcamış olursunuz. Bu da sonuçta ilişki çemberinizin daralıp yalnız kalmanıza ve bir takım güzel şeyleri paylaşarak mutlu olmanıza engel olacaktır. Bir patron �bana çalışırken kahkaha atacak adam bulun� demiş. Çalıştığınız yerden mutlu olmaya çalışırsanız verimli olursunuz.

12- İnsanları Günah Keçisi Haline Getirip Suçlu Aramak:

Kişiler eğer kendi sorumluluklarını yerine getirmez ve sonuçları nedeniyle sıkıntı yaşarlarsa kolayca suçlanacak birisi olduğunu bilmek onları kısa bir süre için rahatlatabilir. Bu şekilde kendi sorumluluğunuzda olan bazı şeyleri hatası olmayan kişilere yıkarak ilk planda rahatlayabilirken uzun erimde etrafındakilerle ilişkilerinin bozulmasına sebep olduğundan mutsuz olacaktır. Siz üzerinize düşen incelemeyi yapmadan gerekli seçme şanslarınızı kullanmadan istekleriniz yeterince dile getirmeden yeri geldiğinde hayır demeden bir takım davranışlarda bulunursanız bunu izleyerek karşınıza çıkan olumsuz sonuçlar nedeniyle çevrenizdekilerin size kötülük yaptığını düşmanca davrandığını haksızlık yaptığını düşünebilirsiniz. Bazı durumlarda sorumluluk almamak için yorgun bitkin hissettiğini öne sürebilirler. Bu durumlarının fark edilmeyerek kendilerinden sorumluluklarını yerine getirmeleri istendiğinde çevrelerini durumlarını anlamamakla öfkelenerek suçlayabilirler. Halk arasında �hem suçlu hem güçlü� denen tarzda bir davranış şekli ile zeytinyağı gibi üste çıkabilirler. Alışveriş yapan kişi aldığı malı kendisi seçmektedir. Aldığı mallar arasında bozuğu ayıklamaz ayırmazsa suçun büyük bölümü kendine aittir. Temelde yatan şey sorumluluk alıp bu sorumluluğu yürütebilecek kararlı dengeli özgüvene sahip olamamaktır. Unutmayınız ki her zaman haklı olamazsınız...
13- Kalıplaşmış Mutlaka-Asla Düşünce Yapısı:

Bu düşünce yapısında aşırı derecede olması ya da olmaması gereken belirli hareketler ve kurallar silsilesi vardır. Bu kurallar Hammurabi kanunları gibi kesin nitelikler taşır ve tartışılamaz. Duygularımı daima kontrol etmeliyim asla yanlış yapmamalıyım adeta bir granit gibi sürekli güçlü olmalıyım gibi. Bunlardan en ufak bir taviz bile verilmemesi gereklidir o kişiye göre. Bu nedenle sizin kurallarınız düşünüş giyim tarzınız vb. özelliklerinizin dışında hareket eden kişiler tahammül edilemez sıkıntı uyandıran kişiler haline gelir. Onlar size göre ötekidir yabancıdır zarar vericidir. Bu düşünce tarzına göre her şey tek tip bir örnek olmalıdır. Çok sesliliğe tahammül yoktur. Böyle düşünerek hayatınızı kısıtlarsınız başkalarından bir şeyler öğrenemezsiniz. Sürekli olarak yapmalı-yapmamalı olmalı-olmamalı dersiniz. Kendinizi geliştiremez ve kendinizi sevemezsiniz her şeyi görev haline getirirsiniz. Kendinizden çok fazla şeyler bekleyerek rahat edemezsiniz. Etrafınıza karşı hoşgörünüz azaldığı gibi kendi hareket serbestinizi de kısıtladığınız için mutsuzluğa giden yolunuzu kendiniz açarsınız.

14- Kendini Doğruluk Abidesi Olarak Görme:

Devamlı olarak kendi fikirleri ve hareket tarzının haklılığını doğruluğunu gerekliliğini ispata yönelik bir savunma davranışı içinde olmanızdır konu edilen düşünce şeması. Farklı görüşler sizi ilgilendirmemekte sizin için önemli olan şey fikirlerinizi değiştirilemez şekilde koruyup çevreye ifade etmeye çalışmaktır. Hata yapmadığınıza inanırsınız ve bu nedenle farklı bakışları onların yanlışıdır aslında.

Halk arasında �sabit fikirlilik� olarak bilinen bu durum esnek olmayan bir düşünce yapısıdır ve kişinin gelişime kapalı olması sonucunu getirir. Görüşleri babadan oğula geçen bir tarzda onlarla benzer kalıplar şeklindedir. Bireysel düşüncelerinize uymayan diğerlerinin daha mantıklı olan savlarını destekleyen bulgular yok sayılıp hesaba katılmaz. Başkalarının düşünce his ve davranışlarını objektif olarak tartamadan kişinin kendisinin hep bir şeylere hakkı olduğu şeklindeki algıları çevreleri ile sorunlar yaşamalarına neden olur. Kişiler daima kendilerini merkez alır hep �nalıncı keseri� gibi düşünsel açıdan durumları kendi taraflarına yontarlar. �haklıyım çünkü...; bu benim en doğal hakkım� şeklinde konuşurlar.

15- Ödüllendirilme Beklentisi:

Bu düşünce şeklinde insanlara ve çevreye karşı öylesine özverili olacaksınız ki insanların gözünde çok yükseklere çıkacaksınızdır. Sürekli gerekli gereksiz fedakarlıklarda bulunurlar. Bu şekilde hareket edip daha iyi bir karşılık bulma daha çok sevilme ve ilgi görme beklentisinde olan kişiler yüksek beklentilerine uygun bir karşılık göremediklerinde hayal kırıklığına uğrarlar ve insanları nankör soğuk kişiler olarak görebilirler. Bu tür ödüllendirilme beklentisi ile hareket etmek kişilerde başkaları üzerinde bir takım haklar sahibi oldukları yönünde haksız bir bakış açısına sokabilir. Bu da kişinin çevresi ile ilişkilerinde sorunlar yaşayıp mutsuz olmasını getirmektedir.


Alıntıdır.
Bende hayatım değişti sitesinden aldım Teşekkür ederim...



7 Ağustos 2011 Pazar

Yine koca bir yıl geçti ve geldik oğlumun doğum gününe

Yine geldik Mustafa'nın doğum gününe vaybe 23 kendimi yaşlı hissettirmeye çalışmanız boşuna ben kendi yaşımdan çok memnunum...

Canım busenE pek bi hoş oldu uzun karman çorman saçlardan kurtulup çok yakışıklı oldu ...

Kendinden emin çizdiği yoldan şaşmayan, bazen katır gibi inatçı ,Bazende o koca cüseyle okşanmaktan hoşlanan bir aslan kendisi...

Bu sene büyüme sancıları yaşıyor canım kafası kızdıkça ben bu evden gideceğimdese de bizleri üzmeye hiç kıyamaz...

Benim aslanın yuvadan uçma zamanı yaklaşıyor kendimi yavaştan alıştırmam lazım ...Canım oğlum hayat yolun aydınlık ve açık olsun hayat sana hep gülen yüzünü göstersin ...İyi insanlarala güzel günler yaşa mutlu ol ve mutlu etmeye devam et ...

SENİ SEVİYORUM BİTANEM

26 Temmuz 2011 Salı

Dünki yazımda kendim gibi insanlarla karşılaşmaktan ve hala var oldukları için mutlu olmuştum ...Bu gün Burada okuduğum yazı bana neden böyle hissettiğimi anlattı ...Ben herşeyi kendime çekiyormuşum meğer...

Hayatıma güzel naif ve hoş insanların girmesini hep istemişimdir ...Bingo artık olmaya başladı ...Ben yıllarca şu sözü çok kullanmıştım EL DELİYE BEN AKILLIYA HASRETİM DİYE...Artık bu sözü tamamen hayatımdan çıkarıyor yerineBENİM HAYATIMA HOŞ ,NAİF ,KENDİNİ BİLEN ,KİTAP OKUMAYI SEVEN VE KİTAP SOHBETLERİ YAPABİLECEĞİMM KİŞİLER ÇIKAR HEP BÖYLELERİ BENİ BULUR diye değiştiriyorum ...

Ben dün kendime bu ayın hedeflerini belirledim ve uygulamaya başladım ...
1-kilo problemi bu ay 5 kilo vereceğim ...
2- kuran-ı kerimi türkçe okuyacağım ...
3-kendime bayram için bir giyisi dikeceğim
4-kişisel gelişim çalışmalarımı hızlznıracağım
5-kişisel bakımıma daha fazla öze göstereceğim

Bunlar bu ayki hedeflerim ...


25 Temmuz 2011 Pazartesi

Tatil dönüşü rehaveti

Evet nihayet yazı yazamka içimden geldi ...Bir ara klavyenin üstünde parmaklarım gitmez olmuştu...Bu ara yaptıklarımı kısa bir özet geçeyim...

8 temmuz datrenle yola çıktık İstanbul'a önce hızlı tren Eskişehir ardından anadolu eksperesi ve haydarpaşa ve doyası deniz havası ciğerlerimde ...Koşu yolunda oturan kayınbiraderilere gittik ...Kayınbirderimin küçük oğlu evleniyor sebeble İstanbul'dayız ...Çocuklar ve kayınvalide evdeler biz sadece eşimle ikimiz gittik ...Oğlum staj yapıyor kızımda hiç tatil havasında değildi ...Ertesi gün düğün için hazırlık sabah erken başladı kuaför hazırlık ve saat 2de beşiktaş evlendirme dairesinde nikah ardından Sürmeli otelde kokteyl ve düğün ...Güzel ve nezih bir düğün oldu yemekler güzeldi eğlence gırıla gitti...Derken gece bitip eve geldik ve ertesi gün görümcemleri yolcu ettik İzmire...

Bizde pazatesi günü saat dokuzda Ayvalığa yola çıktık ...Önce feribota bindik sonra kara yolu ile yola devam ettik yanımızde eltim ve kedisi tarçın hanımda vardı ...Bu seyahatten sonra kedi almaktan tamamen vazgeçtim ...Ayvalıkta bol bol denize girdik , güneşlendik ve gezdik...Yeni ve güzel insanlar tanıdım ve hala benim gibi insanların olduğuiçin şükrettim hepsini sevdim çok güzel paylaşımlarımız oldu ...Emel ve sibel hanımları çok beğendim eşler arasındaki uyuma hayran oldum...Eşimin lise arkadaşları ile buluşup kaynaştık bizi evlerinde ağırladılar ...Hepsi hoş ve içten insanlar...

Ayrıca Akçaya gittik güzel bakir akçayım gitmiş yerine beton yığını akçay gelmiş güzelim sahil köyünü sahil şehri haline getirmişler ...Eski dostları ziyaret ettik geçmişi yadettik ...Bizim eski eve uğradık annemi anmadan geçemdik sanki her an kapıdan çıkıp bize seslenecekmiş gibi geldi ...Güzel anılarla birlikte üzüntüleride hatırladım ...

Eşimle güreye gidip kaplıca sefası yaptık ...Kırklandık ...Sıcak su kaynar soğuk su buz gibiydi ...Bu banyo bana çok iyi geldi devam edebilsem belki diz ağrım tamamen geçeçekti ...Sonra dağdaki yerimize gittik ve birşeyler yedik ...Eşimle başbaşa güzel bir gün geçirdik ...

Ayvalık deyince hatırladığım koku zeytinyağ kokusu olacak herhalde her yerde zeytin ağaçları ve zeytinyağ kokusu var...Yağ almak için girdiğimiz Özgün zeytincilikte tanıştığımız dedeyi hiç unutmak mümkünmü acaba...Daha kapıdan girer girmez hoşgeldiniz evlatlarım ilk gelişiniz değilmi diye içimizi okumaya başladı çok güzel bir sohbetin ardından biz isteklerimizi söyledikçe kaçkilo alacağımızı biz söylemeden bildi ve ayrıca bize kendi üretimleri sabunlardan hediye etti...Ben insan seviyorum sözüm bir kere daha gerçek oldu ...Karşılıklı sevgi alış verişinde bulunduk ...

Ayvalığı çok beğendim eski yeni iç içe geçmiş heryer çok güzel hele şeytan sofrasına bayıldım manzara mütişti keşke çocuklarımda yanızmızda olsa dediğim anlardı ...Kendimizi alamyıp birkez daha gittik ...Güneşin batışını izlemek için gelenlerle gittik birgün bir günde son geleceğimiz gün çıktık manzarayı doyasıya hafızama kaydettim...

Ayvalık deyince cundaya gitmeden taş kahveden kahve içmeden olmaz deyip cundaya gittik ve oradan kendime ve kızıma ametist taşı aldım ...Elif bebeklerin yapıldığı dükkanı gördüm papalina yedik ...Birde sakızlı dondurma hastasıyım Ayhan Sicimoğlu tabiriyle ...Güzel bir tatilin ardından evimize sevdiklerimize kavuştuk... Darısı seneye diyelim...

Anlar



Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde, daha çok hata yapardım....
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,
Çok az şeyi
Ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim bir çok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.
Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan,
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85′indeyim ve biliyorum…
ÖLÜYORUM…